| Süt Sığırcılığında Döl Kontrolü (Progeny Testing) ve Alternatif Yeni Tekniklerle Karşılaştırılması |
|
|
|
|
SÜT SIĞIRCILIĞINDA DÖL KONTROLÜ (PROGENY TESTİNG) ve ALTERNATİF YENİ TEKNİKLERLE KARŞILAŞTIRILMASI
Yrd.Doç.Dr. Alaaddin ÖZYURT Bu mail adresi spam botlara karşı korumalıdır, görebilmek için Javascript açık olmalıdır
Hayvan ıslahı programlarında başarı; ekonomik değer taşıyan kantitatif özellik ya da özellikler bakımından, gelecek generasyonun ebeveyni olarak seçilenlerin fenotipik değer bakımından olduğu kadar, genotipik değerce de üstün olma olasılığı ile yakından ilişkilidir. Islahta üzerinde durulan esas konu fenotip olmakla birlikte, başarı da fenotipte sağlanan ilerleme ile ölçülmektedir. Bu anlamda ilkeli, doğru ve sürekliliği esas alan bir strateji ile tutulan kayıtların varlığı ön koşul niteliğindedir (Özyurt, 1998). Hayvancılık çalışmalarında, açıktır ki nihai amaç işletmenin kar elde etmesidir. Bu amaca ulaşmak için izlenen yolları iki grupta toplamak mümkündür. İlki verimi olumlu yönde etkileyecek şekilde çevre koşullarının uygun seviyelerde düzenlenmesi, diğeri ise kısaca genotipin iyileştirilmesidir. Çevrenin iyileştirilmesi ile, görece, kısa sürede verimde sağlanan artışın döllere geçmediği esas itibariyle döllere intikal edenin ve kalıtsal olanın, genotipik üstünlük olduğu bilinmektedir. Süt sığırı yetiştiriciliğinde genetik ıslahın temelini, boğa ve ineklerin damızlık değerlerinin isabetli belirlenmesi oluşturmakta ve bu genellikle ilk laktasyon süt verimine dayandırılmaktadır. İyileştirilmesi istenen özellik ya da özellikler bakımından damızlık değeri tahmininde isabet derecesini artırmak için bireyin kendi üzerinde tespit edilen fenotipik değerlerden başka, yatay ve dikey akrabalarına ait bilgilerden de yararlanılmaktadır. “Klasik seleksiyon yöntemleri”, “klasik ıslah uygulamaları” olarak adlandırılabilen bu yöntemlerle bu güne kadar önemli başarıların sağlandığı bir gerçektir. (Akman ve Yener, 2009). Genel anlamda genotipik ıslah ancak seleksiyonla sağlanabilmektedir ve üzerinde durulan özelliğin kalıtım derecesi, seçilenlerin üstünlüğü ve döllerinin sayıları, genotipik ilerlemeyi etkileyen temel unsurlar olmaktadır. Birçok türde olduğu gibi, sığır yetiştiriciliğinde de erkekler tarafından sağlanan seleksiyon üstünlüğü, dişilere göre oldukça yüksektir. Bu, sürü mevcudunun korunması ya da artırılması için gerekli olan erkek sayısının daha az olmasından, bir diğer ifadeyle erkeklerin üreme etkinliğinin dişilerle mukayese edilemeyecek derecede yüksek olmasından kaynaklanmaktadır. Döl generasyonlarında çok daha büyük oranlarda temsil edilen erkeklerin bu üstünlükleri suni tohumlama tekniği ile daha da artmıştır. Bu nedenle “erkeklerin seçimi, dişilerin seçiminden daha önemlidir” ya da “boğa sürünün yarısıdır” ifadelerinin durumu doğru olarak yansıttığı söylenebilir (Foley ve ark., 1973; Powel ve ark., 2003). Bu gerçeği dikkate alan ıslahçılar, populasyonda genetik ilerlemenin büyük bir kısmını erkekler tarafından sağlamayı amaçlarlar ve bir ölçüde buna mecburdurlar. Bu zorunluluk ıslahçıları, erkekleri büyük bir isabetle seçme yönünde çaba harcamaya sevk etmektedir (Özyurt, 1998). Süt veriminde olduğu gibi tek cinsiyette görülen özellikler bakımından boğaların değerlendirilmesinde, ancak kız kardeşlerinden ve döllerinden yararlanma olanağı vardır. Bilindiği üzere, fenotipten yararlanarak genotipi tahminde isabet derecesi, bu iki değişken arasındaki korelasyon katsayısı (rGp) ile belirtilir ki, bu da kalıtım derecesinin kareköküne (h = σG / σP) eşittir. Süt sığırlarında, sürüde genel hali ifade eden baba bir üvey kardeş gruplarındaki kızların fenotipik ortalaması ile boğanın genotipik değeri arasındaki korelasyon katsayısı, aşağıda gösterildiği gibidir:
rGp = rG * h * [ n / 1 + (n – 1) * rp ]1/2
Bu ifadede, boğa ile grup içi bireyler (öz kardeşler, baba bir üvey kardeşler, kızlar) arasındaki genetik ilişki rG1, grup içi bireylerin kendi aralarındaki genetik ilişki rG2 ve gruptaki bireyler arası fenotipik benzerlik rP = rG2 * h2 olarak belirtildiğinde eşitlik şu şekilde gösterilebilir:
rGp = rG1 * h * [ n / 1 + (n – 1) * rG2 * h2 ]1/2
Böylece, boğanın öz kız kardeşleri, baba bir üvey kız kardeşleri ve kızlarının oluşturduğu gruplarlara ait fenotipik ortalama ile, boğanın genotipi arasındaki korelasyon katsayıları sırası ile aşağıda gösterildiği gibi yazılabilir:
rGp = 0.5 * h * [ n / 1 + (n – 1) * 0.5 * h2 ]1/2 rGp = 0.25 * h * [ n / 1 + (n – 1) * 0.25 * h2 ]1/2 rGp = 0.5 * h * [ n / 1 + (n – 1) * 0.25 * h2 ]1/2
Yukarıda verilen eşitliklerden kolaylıkla görüleceği üzere, her üç farklı grupta yer alan bireylerin sayısının (n) eşit ve aynı kalıtım derecesinin söz konusu olması durumunda; Boğanın öz, üvey kız kardeşleri ve döllerine ait fenotipik değerlerinden yararlanarak yapılan damızlık değeri tahmininde isabet derecesi; döllere göre yapılan seleksiyonda özkardeşlere göre yapılandan daha yüksek, üvey kardeşlerden ise iki kat daha fazla olmaktadır. Burada boğanın öz ve üvey kardeş sayısının, döllerinin sayısı ile karşılaştırılamayacak kadar az olması ve her gruptaki bireylerin birbirleri ile genetik benzerliklerinin farklı olması, esas nedeni oluşturmaktadır (Düzgüneş, 1976). Ancak belirtilen familyalarda yer alan bireyler arasındaki fenotipik benzerliği etkileyen C faktörünün varlığı, açıktır ki rGp değerini etkilemektedir. Süt sığırı yetiştiriciliğinde, boğaların üreme etkinliğindeki üstünlüklerine bağlı olarak, ‘genel hal’ kabul edileceği üzere, sürü çoğunlukla baba bir üvey kardeşlerin yanında, çok sınırlı da olsa öz kardeşlerin de bulunduğu familyalardan oluşmaktadır. Açıktır ki, bu durumda söz konusu familya grubunu oluşturan kızların arasındaki genetik benzerlik, ağırlıklı olarak 0.25’e yakın olmak üzere, 0.25 – 0.5 aralığında yer alacaktır. Üvey kız kardeş sayısının öz kız kardeşlerden daha fazla olmasına bağlı olarak, aynı zamanda ilk laktasyon verimleri döllerinki ile karşılaştırıldığında, çok daha önceden, yaklaşık 36 aylık yaşta belli olması; ıslah programlarında pedigriye göre seleksiyonla döllere göre seleksiyon arasında bir kategori olarak kabul edilmektedir. Böylece boğaların ilk döl kontrolü ile ne derece isabetli seçilip seçilmedikleri de bu yöntemle test edilmiş olmaktadır (Düzgüneş, 1976). Süt sığırlarında, boğa seçiminde tamamen baba bir üvey kardeş durumunda bulunan, bir başka ifade ile boğanın çok sayıda farklı dişilerden olma döllerine ait fenotipik ortalamanın boğanın genotipik değerini tahminde yüksek bir isabet derecesine sahip olduğu, yukarıda da gösterildiği gibi bilimsel bir gerçektir. Bu gerçekten hareketle döl kontrolü, özellikle büyük sürülerde ya da bölge/ ülke ölçeğinde populasyonun ıslahında en güvenilir yöntemlerden birisidir (Düzgüneş, 1976). Süt sığırcılığında döl kontrolü tamamen boğaların damızlık değerinin tahmininde kullanılmaktadır. Bir dereceye kadar idealize edilmiş şartlarda kızların genel ortalamadan gösterdikleri sapmalar ortalamasının iki katı, boğanın damızlık değerinin yüksek güvenirlikli tahminine imkan tanımaktadır. Döl kontrolünde kullanılan bilgiler doğrudan boğanın kızlarının damızlık değerleri olduğundan, boğaların damızlık değerinin güvenilirliği, kızların damızlık değerlerinin güvenilirliğine paralel bir ilerleme gösterir (Foley ve ark., 1973). Süt sığırlarında genetik ilerleme, her generasyon kullanılan boğaların değerleriyle belirlenir. Birçok Batı ülkesinde süt sığırlarının genetik ıslahında aday boğalar 54- 144 kızı vasıtası ile, Danimarka, Hollanda, Yeni Zelanda’ da olduğu gibi yaklaşık 65- 77 aylık yaşta kızlarının tamamlanan ilk laktasyon bilgilerine bağlı olarak %80- 92 gibi yüksek düzeyde bir güvenilirlik ile belirlenirler (Powel ve ark., 2003). Buna karşılık döl kontrolünün temel dezavantajları arasında; generasyonlar arası sürenin uzaması, güçlü bir organizasyon gerektirmesi ve test boğalarının dağılımındaki zorlukları saymak mümkündür. Döl kontrolü ancak düşük kalıtım dereceli, tek cinsiyette görülen ve ekonomik önemi olan özellikler için uygulanmaktadır. Yüksek kalıtım dereceli özelliklerde, örneğin kalıtım derecesi h2 = 0.64 olan bir özellik için 10 dölün fenotipik ortalamasına bağlı olarak boğanın genotipini tahminde isabet derecesi 0.8 iken; eğer söz konusu özellik boğanın kendi üzerinde tespit edilebiliyorsa tek bir fenotipik değerin kullanılmasıyla seleksiyonda isabet derecesi (0.8) döl kontrolü ile aynı sonucu vermektedir. Günümüzde süt sığırcılığı ile ilgili yürütülen ıslah programlarında, süt veriminin yanında, başta diğer ekonomik verimlerle güçlü bir bağa sahip olan döl verimi olmak üzere (Ulutaş ve ark., 2002), yumurtalık kistleri (cystic ovary) gibi yetiştiricilik açısından önemli olan bir veya birkaç özellik birlikte ele alınmaktadır. Belirtilen ve benzeri yetiştirme hastalıkları ve kusurlara, sürü ya da populasyonda görülme sıklığının (incidence) azaltılması için, döl kontrolü programlarında yoğun olarak yer verilmektedir. İsveç’te süt sığırı sürülerinde ovaryum kisti insidensi 1954 yılında %10.8 iken, söz konusu hastalık bakımından kızları vasıtasıyla değerlendirilen boğaların planlı seleksiyonu sonunda, 10 yıllık bir sürede bu hastalığın görülme sıklığının %5.1’e düştüğü bildirilmektedir (Jordon, -). Son yıllarda ağırlıklı olarak süt sığırı yetiştiriciliğinde olmak üzere sürekli yeni yöntemler denenmekte veya var olan teknikler geliştirilmeye çalışılmaktadır. Bu yöntemler içerisinde progeny testing, çekirdek sürü- MOET tekniği, invitro fertilizasyon (IVF), invitro embriyo üretimi (IVEP), klonlama, embriyo/ sperma cinsiyet ayırımı, marker destekli seleksiyon (MAS) tekniklerine yer verilmektedir (Yüceer ve Özbeyaz, 2007). Dişilerde üreme etkinliğini arttıran çoklu ovulasyon ve embriyo transferi (multiple ovulation embriyo transfer) gibi pahalı ve görece pratikte uygulanması zor teknolojilerle döl sayısı ancak 10- 15 kadar artırılabilmektedir. Son 10- 15 yıllık süreçte genomdan sağlanan bilgilere dayalı olarak, genel anlamda genetik işaretleyici destekli seleksiyon olarak adlandırılabilen ‘genomik seleksiyon’la başlangıçta beklentilerin oldukça yüksek olduğu ve boğaların ebeveynlerinde işaretleyici/QTL bağlantısı hakkında yeterli bilgi toplandığında, döl kontrolünün aşamalarının elemine edileceği ve işaretleyici destekli seleksiyonun bunun yerini alacağı düşünülmüştür. Ancak bu sürede yeterli sayıda genomik işaretleyicinin tespit edilmesi ve çok sayıda genotip sınıflandırmalara rağmen, bu alanda döl kontrolünün ulaştığı başarıyı sağlayan ve aşamaları kısaltan bir sonuç alınamamıştır (VanRaden ve ark., 2009). Kaynaklar Akman, N., Yener, S.M. 2009. Hayvan ıslahı: gelişmeler ve gelecek. 6. Ulusal Zootekni Bilim Kongresi. 24- 26 Haziran 2009, Erzurum. Düzgüneş, O. 1976. Hayvan Islahı. Çukurova Üniversitesi Ziraat Fakültesi Yayınları: 98 Ders Kitabı: 3. Ankara, s. 142- 149. Foley, R.C., L.B. Donald, N.D. Frank and T.H. Allen, 1973. Dairy cattle: principles, practices, problems, profits. Lea and Febiger. Philadelphia. Powell, R.L., H.D. Norman and A.H. Sanders, 2003. Progeny testing and selection intensity for Holstein bulls in differant countries. J. Dairy Sci. 86: 3386-3393. Ulutaş, Z., N. Akman ve Ö. Akbulut, 2002. Siyah Alaca ırkı sığırların 305 günlük süt verimi ve buzağılama aralığına ait genetik ve çevre varyansları tahmini. Türk J. Vet. Anim. Sci. 28: 101- 105. Weller, J.I. 2007. Marker- assisted selection in dairy cattle. Food and Agriculture Organization of the United Nations. Rome, ISBN 978- 92-5-105717-9. Özyurt, A. 1998. Süt sığırlarında damızlık değerin hesaplanmasında farklı yöntemlerden yararlanma imkanları ve çeşitli parametrelerin tahmini. (Doktora Tezi) (Yayınlanmamış) Ankara Üniversitesi, Fen Bilimleri Enstitüsü. 75 s Yüceer, B. ve Özbeyaz, C. 2007. Süt sığırlarının ıslahında çekirdek sürü- MOET Tekniğinin kullanımı. Lalahan Hayv. Araş. Enst. Dergisi. 47(2): 23- 30.
![]() Web Master Araş.Gör. Serhat KARACA Bu mail adresi spam botlara karşı korumalıdır, görebilmek için Javascript açık olmalıdır |
|
| Son Güncelleme ( Pazartesi, 22 Şubat 2010 ) |
| < Önceki |
|---|








