| Cumhuriyetten Günümüze Türkiye Sığır Populasyonu ile ilgili Islah Çalışmaları ve Strateji |
|
|
|
|
CUMHURİYET’TEN GÜNÜMÜZE TÜRKİYE SIĞIR POPULASYONU İLE İLGİLİ ISLAH ÇALIŞMALARI VE İZLENMESİ GEREKEN STRATEJİ
Yrd.Doç.Dr.Aladdin ÖZYURT Bu mail adresi spam botlara karşı korumalıdır, görebilmek için Javascript açık olmalıdır Cumhuriyet öncesi Osmanlı Dönemi’nde her ne kadar hayvan ıslahı ile ilgili çalışmalardan söz edilemez ise de, saray ve devlet kurumlarının, özellikle ordunun başta hafif suvari atı olmak üzere; keçe, yapağı gibi çeşitli hayvansal ürün ihtiyaçlarını karşılamak amacıyla Anadolu’nun değişik yerlerinde kurulan ve Çiftlikat-ı Hümayun” adı verilen kurumlarda hayvancılık faaliyetlerinin, bu arada sığır yetiştiriciliğinin yapıldığı bilinmektedir. Bu kurumlara değişik zamanlarda Macar aygır ve kısrakları, saf kan Arap aygırları getirilerek melezleme yapılmış, yine İstanbul’daki Feshane Fabrikasının yün ihtiyacını karşılamak üzere 1841’de İspanya’dan, 1843’de Balkanlar’dan Merinos koç ve koyunlar getirtilerek çeşitli teşvik tedbirleriyle Merinos yetiştiriciliği yaygınlaştırılmak istenmiştir. Gerçekten 1877 Yılında Karacabey’deki Çiftlikat-ı Hümayun’da 25- 30000 baş Merinosun yetiştirildiği ve Bölgede büyük sürülerin varlığından söz edilmektedir. Sözü edilen bu kurumlarda bulundukları bölgede hakim olan yerli sığırların yetiştiriciliğinin de yer aldığını söylemek yanlış olmaz. Bu dönemde kurulan önemli Çiftlikat-ı Hümayunlardan Bursa/ Karacabey (1881), Eskişehir/ Çifteler (1815) ve Malatya/ Akçadağ (1865)’dakiler günümüzde Tarım İşletmeleri Genel Müdürlüğü (TIGEM)’e bağlı olarak sırasıyla Karacabey, Anadolu ve Sultansuyu Tarım İşletmesi adı altında Bitkisel ve hayvansal üretim (atçılık dahil) faaliyetlerini sürdürmektedirler (Yarkın, 1953; Alpan, 1973; Anonim, 2009). CUMHURİYET DÖNEMİ Türkiye’de yetiştirmesi yapılan ve yerli ırk olarak kabul edilen Boz ırk, Güney Anadolu Kırmızısı, Yerli Kara ve Doğu Anadolu Kırmızısı ırklarının morfolojik ve fizyolojik özelliklerinin belirlenmesi ve ıslahı ile; yerli ve kültür ırkı sığırların devlet kurumlarında saf yetiştirmesi yapılarak nitelikli damızlık ihtiyacını karşılamaya yönelik sistemli çalışmaların Cumhuriyet’in ilanınından sonra başlatıldığı söylenebilir. Başlangıçta yerli ırkların ıslahı ile elde edilen verim düzeylerinin yeterli olmadığı kabul edilerek, bunların yerine kültür ırklarının ikame edilmesine ve bu arada melezleme çalışmalarına karar verilmiştir. Bununla birlikte 1940’lardan sonra yerli ırkların korunması ve ıslahı düşüncesine bağlı olarak özellikle üniversiteler tarafından devlet kurumlarında yeniden bazı çalışmaların yürütüldüğü görülmektedir. Ankara Üniversitesi Ziraat Fakültesi Zootekni Kürsüsü tarafından Atatürk Orman Çiftliği’nde 300 baş Yerli Kara (YK) sığırı ile yürütülen bir çalışmada, döl generasyonundan bireylerin de yer aldığı 20 başlık bir nüvede erişilen ortalama 1800 kg laktasyon süt veriminin; bu ırktan köylü koşullarında elde edilenin yaklaşık 4- 5 katı olmasına rağmen üniversite ve kamu yetkililerince ekonomik olmadığına hükmedilmiştir (Düzgüneş, 1976). Aynı Üniversitede Güney Anadolu Kırmızı sığırlarında saf yetiştirme ve seleksiyon çalışmalarıyla laktasyon verimi 2500 kg olan bireylerin bulunmasına karşın benzer düşünce geçerliliğini korumuştur. Cumhuriyet Dönemi’nde bu alanda alınan önlemleri a) teşkilatlanma ve yasal önlemlemler, b) kurumlaşma girişimleri ve c) ıslah faaliyetleri şeklinde gruplandırmak mümkündür (Evrim, 1993). 904 SAYILI ISLAHI HAYVANAT KANUNU 1926 Yılında çıkartılan ‘904 Sayılı Islahı Hayvanat Kanunu’ ile o zamanki Ziraat Vekaletince hara, aygır deposu, inekhane, ağıllar ve tecrübe istasyonları ve genç tay ve dana çiftlikleri ile vilayet tarafından lüzumu kadar sıfat (tohumlama, aşım) istasyonlarının tesisi ve açılması hükmolunmuştur (Madde 16). Yine aynı Kanunla bu kurumlarda çeşitli türden yerli ve kültür ırkı hayvanların saf ve melez yetiştirilmesi yapılarak, il hayvan ıslahı ve üretim komisyonlarının belirlediği köylere ücretsiz; damızlıkçı karekterde ya da üretim yapan özel işletmelere bedeli mukabilinde damızlık olarak dağıtımı öngörülmüştür (Madde: 17). Kanunla saf ve yarı saf (melez) damızlıklarla kayıtlı yetiştiricilik ilkelerine uyarak faaliyet gösteren işletmelere çeşitli teşvik uygulamaları getirilmiş (Madde: 27), ayrıca kıl keçisi hariç, her türden damızlık çiftlik hayvanlarının ithali çeşitli muafiyetlerle teşvik edilmiştir (37. Madde; değişik 9/7/1956- 6792/1). HARA, İNEKHANE VE DEVLET ÜRETME ÇİFTLİKLERİNİN (DÜÇ) KURULUŞU Bu düşünce ekseninde Cumhuriyet’in kuruluşundan itibaren 1950 Yılına kadar Yurdun değişik yerlerinde sayıları 40’ı bulan Hara, İnekhane ve Devlet Üretme Çiftlikleri (DÜÇ) kurulmuştur. Bu kurumlarda, bulundukları yörede ihtiyaç duyulan vasıflı damızlık ihtiyacını karşılamak amacıyla başlangıçta bir taraftan yerli ırklarla saf yetiştirme yürütülürken, diğer taraftan bu ırkların verimlerinin düşük olduğu ve olanakları daha iyi işletmelerin damızlık ihtiyaçlarını karşılamak düşüncesi ile Batı’dan yüksek verimli ırkların ithali ve saf yetiştirme ile sayılarının artırılması yoluna gidilmiştir. 1924- 1925 Yıllarına rastlayan bu ilk girişimler çerçevesinde önce Karacabey Hara’sına olmak üzere Avusturya’dan, İsviçre Esmeri ve Avusturya yerli sığırlarının melezi olan Montofon; Macaristan’dan ‘İsviçre Esmeri ve Simmental’ ırklarından sınırlı sayılarda damızlık boğa ve inekler getirilmiştir. İsviçre Esmeri ve Montofon; Simmentale oranla mevcut koşullara daha iyi uyum sağladığından aynı Haraya ileriki yıllarda (1935, 1947) Avusturya ve İsviçreden tekrar Esmer ırktan damızlıklar getirilmiştir (Alpan, 1973). ESMER VE SİMMENTAL DIŞINDA FARKLI IRKLARIN İTHALİ (1958 ) Sınırlı sayıda kalmak üzere, değişik zamanlarda hemen hemen yalnızca Esmer ırka dayalı ithalatın 35 yıl kadar sürdüğü bilinmektedir. 1958 Yılından itibaren, önce Amerika Birleşik Devletleri’nden Siyah Alaca, Esmer, Jersey, Aberdeen- Angus ve Heroford gibi farklı ırklar getirilmiştir. Hemen tamamen kamu kurumlarına getirilen bu ırklara, Türk- Alman teknik işbirliği çerçevesinde 1957 Yılında kurulan Balıkesir/ Gönen Tahirova İşletmesindeki Angler ve 1976’da Muş Alpaslan Devlet Üretme Çiftliği’ne getirilen Alman Fleckvieh (Simmental) ırklarını da eklemek gerekir. Bu ırklardan Herefordların aynen Almanya’dan getirilen Alman Kırmızı Sığırı Angler ırkında olduğu gibi, Doğu Anadolu Kırmızısı (DAK) sığırları ile verdiği melezlerinin ekonomik olmadığı düşüncesi hakim kılınmış, Aberdeen- Angus için de geçerli olan bu yaklaşıma bağlı olarak sözü edilen ırkların devlet kurumlarının dışına çıkması mümkün olamamıştır. Daha sonraki yıllarda ithalatın hızlandığı, getirilen damızlıkların sayılarında da bir artışın olduğu ve hemen tamamen çoğunluğu Avrupa Ülkelerinden olmak üzere, Siyah- Alaca, Esmer, Jersey ve Simmental ırklarına dayandırıldığı görülmektedir. Türkiye’de kültür ırkı yetiştiriciliğinin yaygınlaştırılmasında zaman zaman değişik politikalar uygulanmıştır. Bunların en geniş çaplısı, kültür ırkı damızlıkların ithalatının da yer aldığı hayvancılığı geliştirme projeleri adı altında başlatılan ve kurulan bir genel müdürlükçe yürütülen projelerdir. 1983 Yılına kadar faaliyet gösteren bu genel müdürlükçe yürütülen ve hemen hepsinde sığırcılık faaliyetlerinin yer aldığı projelerde genotipin iyileştirilmesine paralel olarak çevre şartlarının düzeltilmesi çabalarına da yer verilmiştir (Akman ve ark., 1991). Cumhuriyet Döneminin en kapsamlı kültür ırkı sığır ithalat programı 1986- 1996 yılları arasında gerçekleştirilmiş ve program çerçevesinde ağırlıklı olarak Siyah Alaca ırkı olmak üzere getirilen yaklaşık 300.000 baş gebe düvenin genotip- çevre ilişkisi gözardı edilerek Yurdun hemen her bölgesine dağıtımı yapılmıştır. SÜT SIĞIRCILIĞINI GELİŞTİRME PROJELERİ ANAFİ VE GTZ Bu yıllarda Batı Bölgesinde yer alan 9 ilde Türk- İtalyan(ANAFİ) işbirliğinde yürütülen “Süt Sığırcılığını Geliştirme Projesi” ile eğitim, işletme teknikleri ile kayıt tutma ve değerlendirme çalışmalarına yer verilmiştir. Yine kayıt tutma ve damızlık seçimi konusunda kapasite oluşturmayı hedefleyen Alman teknik iş birliği (GTZ) Soy Kütüğü Projesi, Kırklareli, Bursa, Samsun ve Konya illerinde yürürlüğe konulmuştur. DAMIZLIK SIĞIR YETİŞTİRİCİLERİ BİRLİĞİ (DSYB- TDSYMB) Yurt dışı desteklerle uygulamaya konulan bu iki proje kapsamında soy kütüğü ve değerlendirme sistemi, 1995 Yılında kurulan Damızlık Sığır Yetiştiricileri Birliği (DSYB)’e devredilmiştir. Bu gelişme ile birlikte Ülkede kültür ırklarından en yaygını olan Siyah- Alaca ırkını esas alan ulusal düzeyde bir ıslah programı ilk defa TKB’nın desteği ile DSYMB tarafından 1999 Yılında yürürlüğe konulmuştur. Bu program çerçevesinde, Türkiye’de ilk olarak 2006 Yılında döl kontrolü (progeny testing)’den geçmiş boğalardan sperma üretiminin gerçekleştirilmesi hedeflenmiştir. Bu yıllarda (1995) Bakanlık bünyesinde TAGEM’in yürütücülüğünde “Hayvan Gen Kaynaklarının Muhafazası” adı ile bir proje yürütülmüş ve bu projeye bağlı olarak Lalahan Hayvancılık Merkez Araştırma Enstitüsü’nde Yerli Kara (YK); Çukurova Tarımsal Araştırma Enstitüsü’nde Güney Sarı Kırmızı (GSK); Doğu Anadolu Tarımsal Araştırma Enstitüsü’nde Doğu Anadolu Kırmızısı (DAK) ve Marmara Hayvancılık Araştırma Enstitüsü’nde Boz ırkı yerli genotiplerin korunması çalımaları başlatılmıştır. GENETİK ISLAH Genetik ıslah; sürü ya da populasyonda üzerinde durulan ve çoğunlukla ekonomik öneme sahip kantitatif özelli (ler) ile ilgili olmak üzere; fenotipik değer bakımından olduğu kadar, genotipik değerce de üstün olan bireylerin her generasyon belirlenerek nisbi frekanslarının artırılması amacıyla yapılan faaliyetlerin bütünü olarak tanımlanabilir. Bu tanımdan da anlaşılacağı üzere, bilimsel olarak genetik ıslahın temel aşamalarının ilkini, bireylerin genotipik değerlerinin yüksek bir isabetle tayini (seçimi) oluşturur, ki burada kullanılan ya da değerlendirilen bireylerin fenotipik değerleridir, bu nedenle kayıtların sağlıklı, düzenli ve sürekliliği esas alan bir strateji ile tutulmaları oldukça önemlidir. Bir diğer aşama ise, populasyonun genotipik ortalamasını yükseltmede katkı sağlayan bireylerin, diğerlerine oranla her generasyon belirlenerek sayılarının giderek artırılmasıdır. Bilimsel anlamda bu amaca ulaşmada kullanılan yöntemler, genetik varyasyonu yeterli düzeyde olan ve saf yetiştirmenin yapıldığı populasyonlarla, genetik varyasyonun yeterli olmadığı populasyonlarda birbirinden farklıdır. İlkinde, üzerinde durulan özellik(ler) bakımından aynı populasyonda (aynı ırktan) daha üstün genotipik değere sahip alt populasyonlardan kan katmak (kan tazeleme); diğerinde ise farklı populasyonlar arası melezlemeler söz konusudur. İkincisinde hedeflenen genotipik seviyeye, ya da genotip sınıflarına, kombinasyon ya da ıslah melezlemesi yöntemi ile erişilir ve eğer belirlenen genotip sınıf(lar)ına dahil bireylerin ekonomik yönden ve yetiştiricilik açısından yeterli görülmesi halinde kendi aralarında saf yetiştirme ve seleksiyona tabi tutulmaları gerekir ki, bu stratejinin generasyonlar boyu yürütülmesi sonunda yeni ırk ve tiplerin meydana getirilmesi mümkün olabilmektedir. Cumhuriyet Dönemi’nde, nispeten çevresel koşulların iyileştirildiği ve kayıtlı yetiştiricilik ilkeleri ekseninde önceleri saf yetiştirmenin uygulandığı devlet kurumlardaki bu faaliyetlerin dışında, gerçek manada sığır ıslah çalışmalarının başlangıcı olarak, kültür ırkları ile yerli ırkların melezleme çalışmalarına geçilmesini almak mümkündür. Ancak, Karacabey Esmer sığırında olduğu gibi, yerli Boz ırk ve Esmer ırkın melez dişi döllerinin her generasyon Esmer boğalara verilmesi ya da sürüyü oluşturan her genotip sınıfındaki dişilerin Esmer boğalara ait sperma ile tohumlanması ile uygulanan basit çevirme melezlemesini, bir başka ifade ile 4- 5 generasyon sonunda yerli ırkın tamamen kültür ırkına 0.98 düzeyinde çevrilmesini yeni bir ırkın oluşturulması olarak değerlendirmemek gerekir. Benzer bir uygulama Karadeniz Bölgesi’nde yürütülen ve TÜBİTAK tarafından desteklenen Jersey ırkı ile suni tohumlama projesinde söz konusudur. Projede elde edilen F1 generasyonu ile Jerseye birinci geriye melezlerin (G1) verimleri arasında az bir fark bulunurken, G1 ve G2 lerin hemen hemen aynı verime sahip oldukları tespit edilmiştir. Bu durumda melezlemeyi G1 seviyesinde durdurup bunları kendi aralarında üretmek gerekirken geriye melezlemeye devam etmek genetik ıslahın ilkeleriyle uyuşmadığı gibi, para ve zaman kaybından başka bir sonuç vermemiştir (Düzgüneş, 1977). Bu projede G1 genotip sınıfında, yetiştiricilik ve fenotipik değer açısından istenilen düzeydeki bireylerin seçilip kendi aralarında yetiştirmeleri ve her generasyon seleksiyon ilkelerinin yürütülmesi- yukarıda açıklandığı üzere- daha bilimsel bir yaklaşım olduğu gibi, bölgeye has yeni bir sığır tipi ya da ileri aşamalarda yeni bir ırkın oluşumunu koşullandırabilirdi. Yukarıda yapılan kısa değerlendirmenin çerçevesine sadık kalındığında, özellikle 1980’lerden sonra Türkiye’de Üniversite, Kamu ve çeşitli kurumların bölgesel ve ulusal düzeyde yürüttüğü ve maalesef hemen hemen tamamının şu veya bu nedenle akamete uğradığı ya da başarısız olduğu bir dizi program ve projeden söz edilebilir. Bu arada Türkiye sığırcılığının geliştirilmesi ve ıslahı amacıyla ANAFİ ve GTZ projelerinde olduğu gibi, Muş Alpaslan DÜÇ’de DAK, Esmer ve Simmental ırklarının yer aldığı bir projede yabancı üniversite (Almanya Göttingen Üniversitesi) ve kuruluşlarınca ulusal kurumların (Ankara Üniversitesi Ziraat Fakültesi Zootekni Kürsüsü, TÜBİTAK, Bakanlık- DÜÇ) ortak yürütülen çalışmalardan da söz etmek gerekir. Sözü edilen bu projede ilk aşamada DAK ırkının entansif beside, besi performansı ve karkas özelliklerinin yanında ilk laktasyon verimlerinin belirlenmesi hedeflenmiş, ileri aşamalarda Esmer ve Simmental ırklarıyla melezlemenin de söz konusu olduğu bu çalışmada, DAK’ların et ve süt verim yönünde ıslahı amaçlanmıştır. Projenin yabancı partneri hariç diğer sorumlu kuruluşlarının gereken rolu oynayamamaları sonucu akamete uğradığı söylenebilir. DÖL KONTROLÜ (PROGENY TESTİNG) Sığır yetiştiriciliğinde genetik ıslahın temelini, boğa ve ineklerin damızlık değerlerinin isabetli belirlenmesi oluşturmaktadır. İyileştirilmesi istenen özellik ya da özellikler bakımından damızlık değeri tahmininde isabet derecesini artırmak için bireyin kendi üzerinde tespit edilen fenotipik değerlerden başka, yatay ve dikey akrabalarına ait bilgilerden de yararlanılmaktadır. “Klasik seleksiyon yöntemleri”, “klasik ıslah uygulamaları” olarak adlandırılabilen bu yöntemlerle bu güne kadar önemli başarıların sağlandığı bir gerçektir. (Akman ve Yener, 2009). Genel anlamda genotipik ıslah ancak seleksiyonla sağlanabilmektedir ve üzerinde durulan özelliğin kalıtım derecesi, seçilenlerin üstünlüğü ve döllerinin sayıları, genotipik ilerlemeyi etkileyen temel unsurlar olmaktadır. Birçok türde olduğu gibi, sığır yetiştiriciliğinde de erkekler tarafından sağlanan seleksiyon üstünlüğü, dişilere göre oldukça yüksektir. Bu, sürü mevcudunun korunması ya da artırılması için gerekli olan erkek sayısının daha az olmasından, bir diğer ifadeyle erkeklerin üreme etkinliğinin dişilerle mukayese edilemeyecek derecede yüksek olmasından kaynaklanmaktadır. Döl generasyonlarında çok daha büyük oranlarda temsil edilen erkeklerin bu üstünlükleri suni tohumlama tekniği ile daha da artmıştır. Bu nedenle “erkeklerin seçimi, dişilerin seçiminden daha önemlidir” ya da “boğa sürünün yarısıdır” ifadelerinin durumu doğru olarak yansıttığı söylenebilir (Foley ve ark., 1973; Powel ve ark., 2003). Bu gerçeği dikkate alan ıslahçılar, populasyonda genetik ilerlemenin büyük bir kısmını erkekler tarafından sağlamayı amaçlarlar ve bir ölçüde buna mecburdurlar. Bu zorunluluk ıslahçıları; erkekleri büyük bir isabetle seçme yönünde çaba harcamaya sevk etmektedir (Özyurt, 1998). Özellikle süt sığırlarında, boğa seçiminde tamamen baba bir üvey kardeş durumunda bulunan, bir başka ifade ile boğanın çok sayıda farklı dişilerden olma döllerine ait fenotipik ortalamanın, boğanın genotipik değerini tahminde yüksek bir isabet derecesine sahip olduğu, bilimsel bir gerçektir. Bu gerçekten hareketle döl kontrolü (progeny testing), büyük sürülerde ya da bölge/ ülke ölçeğinde populasyonun ıslahında en güvenilir yöntemlerden birisidir (Düzgüneş, 1976). 1980 SONRASI DÖL KONTROLÜNE DAYALI ISLAH PROGRAMLARI Yukarıdaki bilimsel değerlendirmelere bağlı kalarak, Türkiye’de işletmeler topluluğu, bölge ve daha sonraları giderek ulusal düzeyde, ırk özelinde olmak üzere döl kontrolüne dayalı sığır ıslah programları ya da organizasyonları yürütülmeye çalışılmıştır. Bunların belli başlı olanları şunlardır: 1) “Suni Tohumlama ve Progeny Testing” 1985 Yılında Tarım Orman ve Köyişleri Bakanlığı’na bağlı Proje Uygulama Genel Müdürlüğü, Tarım İşletmeleri Genel Müdürlüğü ile Sanayi ve Ticaret Bakanlığına bağlı Türkiye Şeker Fabrikaları A.Ş. arasında yürürlüğe konulmuş, boğa babası olarak ABD’den yüksek genotipik değerli boğalara ait sperma ithal edilerek işletmelerdeki ineklerin tohumlanması, aday adaylarının elde edilmesi ve aday boğaların seçiminin yanında, tohumlama ve sağlık personelinin yetiştirilmesi işlemlerinin 1985 Yılı itibariyle tamamlanan çalışma istenilen düzeyde sonuçlanamamış, testten geçen boğalar ilan edilmemiştir. 2) Anadolu Alacası ve Anadolu Esmeri Geliştirme Projeleri; Ülke koşullarına uygun test edilmiş boğalar geliştirmek, bunlardan nitelikli sperma üretimi yaparak dışa bağımlılığı azaltmak ve Ülkede ileri biyoteknolojilerin kullanımı yoluyla populasyonda genetik ilerleme sağlamayı amaçlayan proje, 512’lik çekirdek sürü (32 donör, 8 boğa), ileri aşamada Progeny Testing ile kombine edilen bir ‘Hibrit Progeny Testing programı’dır. Devlet Planlama Teşkilatı (DPT)’nın desteği ile TKB’ca 2004 Yılında başlatılan projede 2009 Yılı sonu itibariyle hemen tamamen embriyo transferi (MOET) teknolojisi etkin olmuş, yalnızca döl kontrolüne alınacak adaylar belirlenmiş ve bunlardan sperma elde edileceği planlanmıştır. 3) a-Türkiye Sığır Populasyonunun Islahı ve Üretimi Artırma Olanakları Üzerine Araştırma- Geliştirme Yatırımı Projesi b- Progeny- Test Yoluyla Türkiye Sığır Populasyonun Islahı ve Üretimi Artırma Olanakları. Sorumlu firma olarak Tikveşli Tarım İşletmeleri A. Ş. tarafından, yürütücülüğünü İstanbul Üniversitesi Veteriner Fakültesinin üstlendiği projeler aynı içeriğe sahiptir. Ancak, b projesi adı geçen firma tarafından Tarım ve Köyişleri Bakanlığı TİGEM Genel Müdürlüğü’nün de katılımı ile yürütülmek istenmiş, ancak sonuç alınamamıştır. 4) Döl Kontrolü Projesi; Islah programı döl kontrolü esasına dayalı bir yapay tohumlama programıdır. Islah amacı olarak, Siyah Alaca sığırlarda laktasyonda (305GSV) %4 yağlı, 7000 kg süt verebilen, uzun ömürlü (ort. 3 laktasyon) ergin yaşta 750 kg canlı ağırlığa ve 145cm sağrı yüksekliğine erişen; sağlam naturalı, ayak ve tırnak yapısı sağlam, makineli sağıma elverişli genotipler elde etmek ve bu özellikteki bireylerin populasyonda sayılarını artırmak şeklinde belirlenmiştir. Program; boğa ana ve babalarının seçimi, amaçlı çiftleştirmeler sonucu aday adaylarının, daha sonra aday boğaların belirlenmesi ve bunlardan elde edilen spermaların populasyonda kullanılarak elde edilen kızlarının performansına göre test edilmesi süreçlerini kapsamaktadır. Bu programın Ön Soy Kütüğü, Soy Kütüğü Projeleri ile birlikteTürkiye’de bu güne kadar yürütülen ıslah programlarının en kapsamlısı olduğu söylenebilir. Proje, Türkiye Damızlık Sığır Yetiştiricileri Merkez Birliği (TDSYMB)’e üye illerde 2000 Yılından itibaren yürütülmeye başlanmıştır. Her yıl belirlenen aday boğalardan (belirlenen aday boğa grubuna her yıl için bir döngü numarası verilmektedir.) 15- 16 aylık yaşta sperma sağımına başlanılmaktadır. TC. TKB 2008 Yılı Faaliyet Raporu’nda belirtildiği üzere, Döl Kontrolü projesi kapsamında 1. döngü boğalar ile ilgili süt verimi yönunde damızlık değerlendirmesi ve dış görünüşe göre sınıflandırma 2009 Yılı başı itibarıyla yapılmış ve söz konusu boğalar ile ilgili boğa kataloğu yayımlanmıştır.Damızlık Yetistirici birlikleri (DSYB) Türkiye’de 1995 yılında kurulmaya baslamıstır. 1998 yılında merkez birligi (TDSYMB) kurulmustur. 2000 yılından itibaren TKB’lığı ile birlikte soykütügü çalısmaları baslatılmış ve 2005 yılı Haziran ayından itibaren elektronik veri tabanı (e-ıslah) kullanılmaya baslanmıstır. Damızlık Yetistirici Biriligi, ICAR üyesi olup sistemdeki kriterler ICAR kuralları doğrultusunda oluşturulmuştur. INTERBULL’a Türkiye’deki Holstein ırkına ait süt verimleri bildirilmektedir (Anonim 2008 s). Döl kontrolüne dayalı ıslah organizasyonu olarak; özellikle tohumlama bilgileri başta olmak üzere kayıtların elde edilme sürecindeki hata ve eksiklikler, beyana dayalı süt kontrol kayıtları, damızlıklarda ekonomik ömür kısalığı, işletmelerin uzun süreli bir faaliyet yürütmedeki istikrarsızlığı, yetişmiş eleman eksikliği vb olumsuzluklara rağmen bu progmamın, Ülke sığır populasyonunun ıslahında önemli bir aşama olduğu kabul edilmelidir. Ancak, geçmişte yapıldığı gibi program kapsamındaki işletmelerde ithal spermaların kullanımı da dahil, populasyonda genotipik ortalamanın, bir başka ifade ile genetik yönelimin ne olduğu ciddi olarak ortaya konulmalıdır. SONUÇ Doğal ve ekonomik koşullarının birbirinden oldukça farklı özelliklere sahip olması nedeniyle Türkiye’de her coğrafi bölge, hatta her tarımsal bölge için geçerli olması beklenen çevre * genotip interaksiyonunun elemine edilmesi bakımından, her biri için uygulanacak ıslah stratejisi ya da programların birbirinden farklı olması beklenilmelidir. Bu görüşten hareketle, kültür ırkı, yerli ırklar ve melezlerinin yoğun bulunduğu bölgelerde yürütülecek ıslah programlarının birbirinden farklı hedefleri içermesi, Ülke gerçeklerine daha uygun düşecektir. Nispeten entansif şartların hakim olduğu Batı bölgelerinin daha çok sahil ve ovalık alanlarında yoğunlaşan Siyah Alaca ırkı saf yetiştirme ve seleksiyonla yetiştirilmesine devam edilmelidir. İç Batı Anadolu dahil diğer geçit bölgelerinde işletme koşulları iyi düzeyde olanlar için Esmer ırk, daha alt düzeyde olanlar için yerli ile melezleri tavsiye edilebilir. Yerli Kara (YK) ırkının ve melezlerinin hakim olduğu Orta Anadolu Bölgesinde içinde bulundukları koşullara bağlı olarak geleneksel yöntemle ekonomik olarak YK yetiştiriciliği yapan işletmeler çeşitli teşviklerle desteklenmelidir. Bölgede nispeten iyi durumdaki işletmelere Siyah Alaca ya da Esmer melezleri tavsiye edilebilir. Karadeniz Bölgesine iyi bir adaptasyon sağlamış olan Jersey ırkı, saf ve melez olarak yetiştirilebilir. Ancak tamamen çevirme melezlemesi ekseninde saf Jersey boğaların her generasyon kullanılması yönünde özel bir çaba harcanmamalıdır. Melez boğaların kullanılmasının daha yararlı olacağı söylenebilir. Doğu Anadolu Bölgesinde; Orta Anadolu Bölgesinde izlenmesi gereken stratejiye benzer bir yol izlenebilir. DAK sığırının yerli genotip olarak, Bölgede özellikle 1500- 2000 m rakımdaki yüksek yaylalarda ve engebeli arazilerde yetiştirmesini yapan işletmelerin mutlaka teşvik edilmesi gereklidir. Koşulları, olanakları daha iyi olan işletmelerde yalnızca Esmer ırka ait melezlere yer verilmelidir. Güneydoğu Anadolu Bölgesinde bulunan Kilis tipi yerli sığırların Halep Sığırı ile akraba olduğu ve bölgeye adaptasyonun ve süt verimini çok iyi olduğu bilinmektedir. Bu nedenle bu ırkın saf yetiştirme ve seleksiyonla halk elinde bulundurulması teşvik edilmeli, olanakları iyi olan işletmelerde ise ancak Siyah Alaca ile melezlerine yer verilmelidir. KAYNAKLAR Akman ve Yener, 2009. Hayvan Islahı: Gelişmeler ve Gelecek. 6. Ulusal Zootekni Bilim Kongresi. 24- 26 Hziran 2009. Erzurum. Akman ve ark., 1991. Türkiye’de Hayvan Islahı, “Sorunlar ve Öneriler”. İkinci Hayvancılık Kongresi. 17- 19 Haziran, Ankara. Alpan, O. 1973. Türkiye’de Sığır Islahı ve Yetiştiriciliği. 4. Bilim Kongresi. 5- 8 Kasım, Ankara. Anonim, 2008: DSYMB Erisim Adresi: http://www.dsymb.org.tr/index1.htm Erisim Tarihi: 30 Agustos 2008 Düzgüneş, O. 1976. Hayvan Islahı. Çukurova Üniversitesi Ziraat Fakültesi Yayınları: 98 Ders Kitabı: 3. Ankara, s. 142- 149. Düzgüneş, O. 1977. Süt Hayvancılığında Damızlık Sorunu. Batı Anadolu 1. Süt Hayvancılığı. Milli Prodüktivite Merkezi Yayınları 208: 48- 56, Ankara. Evrim, M. 1993. Islah Politikaları. 2000’lere Doğru Türkiye Hayvancılığı Kongresi 9- 10 Haziran 1993, Ankara. Foley, R.C., L.B. Donald, N.D. Frank and T.H. Allen, 1973. Dairy cattle: principles, practices, problems, profits. Lea and Febiger. Philadelphia. Powell, R.L., H.D. Norman and A.H. Sanders, 2003. Progeny testing and selection intensity for Holstein bulls in differant countries. J. Dairy Sci. 86: 3386-3393. Özyurt, A. 1998. Süt sığırlarında damızlık değerin hesaplanmasında farklı yöntemlerden yararlanma imkanları ve çeşitli parametrelerin tahmini. (Doktora Tezi) (Yayınlanmamış) Ankara Üniversitesi, Fen Bilimleri Enstitüsü. 75 s. ![]() Web Master Araş.Gör. Serhat KARACA Bu mail adresi spam botlara karşı korumalıdır, görebilmek için Javascript açık olmalıdır |
|
| Son Güncelleme ( Pazartesi, 22 Şubat 2010 ) |
| Sonraki > |
|---|








