| Et neden zengin yemeği oldu? |
|
|
|
|
ET NEDEN ZENGİN YEMEĞİ OLDU? Prof. Dr. Mustafa KAYMAKÇI Bu mail adresi spam botlara karşı korumalıdır, görebilmek için Javascript açık olmalıdır
Bundan önceki yazımın adı “Pusulasız Çiftçiler” idi. Yalnız çiftçilerin mi pusulası yok? Bir genelleme yapalım. Tarımın pusulası var mı? Aslında var gibi gözüküyor. Ancak pusulası, daha doğrusu Türkiye tarım politikaları 1980’li yıllardan beri yerli değil. İçinde yaşadığımız dönem, dışa bağımlı yeni-liberal politikaların bir sonucu. Bunu dikkate almaksızın, örneğin bugünlerde kırmızı etle ilgili yapılan bütün tartışmalar gerçeği yansıtmaktan uzak kalıyor, kalacak.
YENİ LİBERAL POLİTİKALAR TARIMI ÇÖKERTTİ, ÇÖKERTMEYE DEVAM EDİYOR
Batı ülkelerinde tarım firmaları ve ağırlıklı olarak endüstriyel tarım işletmeleri olağanüstü destekleniyor. Bu desteklemelerle üretim fazlalıkları oluşuyor. Yaratılan üretim fazlalıkları ve tarımsal girdiler için dış pazarlar kaçınılmaz bir gereksinim olarak ortaya çıkıyor. Dış pazarlar için de Üçüncü Dünya ülkelerinde tarımın geriletilmesi, çöküşü isteniyor. Bu amaçla, anılan ülkelerde dışa bağımlı yeni liberal politikalar, küreselleştirme örtük adıyla devreye sokuluyor.
ABD/AB tarafından uygulanan politikaların ne anlama geldiğini Dünya Bankası eski ekonomisti ve 2001 Nobel Ekonomi ödülünü alan E. Stiglitz açık bir şekilde söylüyor; “Asya, Latin Amerika ve Afrika pazarlarına girmek isteyen batı, amacına ulaşmak için gerektiğinde bu ülkeleri finansal abluka altına almaktan geri kalamaz, bunu yaparken kendi üreticileri bütünüyle koruma altındadır.”
ABD/AB bunu nasıl yapıyor? Finansal abluka yanında Dünya Borsa Fiyatları’nı denetliyor, ürünlerinde damping yapıyor, Dünya Bankası’nı devreye sokarak Üçüncü Dünya ülkelerine ucuz kredi sağlıyor, ancak verdiği kredilerle kendi mallarını örneğin sığırlarını pazarlıyor ve bu ülkelerde ulusalcı politikaları uygulamak isteyen hükümetleri düşürüyor, vb. Türkiye’de de bütün bunlar olmuyor mu?
ET İTHALATI ÇÖZÜM DEĞİL Kırmızı et fiyatları, 2008’de yaratılan süt tozu ithaliyle anaç sığırların kesilmesi, koyun ve keçi sayısının neredeyse yarı yarıya düşmesi gibi nedenlerle aşırı yükseldi. Fiyatların düşürülmesi için ithalat gündeme getirildi. Biraz öncede belirttiğim gibi, ithalat kapsamına besi danaları da eklenecek. Kimileri açık, kimileri örtük ithalatı savunuyor (9 Ekim 2009 yazdığım bir yazıda ithalatın gündeme gelebileceğini belirtmiş ve uyarılarımı yapmıştım).
İthalat, kesinlikle çözüm olmayacak. Fiyatlar biraz düşecek, ancak bu durum pusulasız olan çiftçilerin ve daha sonrada tüketicilerin zararına olacak. İthalat kimin işine yarar? Birincisi; ithalat, ABD/AB’nin işine yarar, ellerindeki stokları eritirler. Fakir Türk’ün parası yabancılara aktarılmış olur. Daha kötüsü, her düzeyde Batı’ya bağımlılık fikrini beslemeye devam eder. İkincisi; et ve besi danası ithalatı için izin verilen ya da kurdurulan firmaların işine yarar.
Çözüm Var mı? Çözüm elbette var: Dışa bağımlı yeni-liberal politikalardan vazgeçmek. Türkiye çıkarlarına yönelik ulusal tarım politikalarını devreye sokmaktan başka çözüm yok. Temel çözüm bu. 7 Şubat 2010 günlü gazetelere göre, Cumhuriyet Halk Partisi kırmızı et piyasasında yaşanan sorunlar ve çözüm önerilerinin belirlenmesi için TBMM Başkanlığı’na bir araştırma önerisi vermiş. Ancak burada bir anımsatma yapmayı gerekli görüyorum. Yeni-liberal politikalara ve özelleştirmelere karşı çıkılmaksızın çözüm olası değil. Umarım önergelerini bu yaklaşımlarla kaleme almışlardır.
Yazıyı şöyle bitirmek istiyorum. Türk insanı, kırmızı eti daha az tüketir durumu geldi. Büyük çoğunluk bayramdan bayrama bile eti göremez oldu. Beslenme ve halk sağlığı uzmanları, kırmızı eti az tüketenleri daha kolay yönetilebilen, aynı zamanda hastalıklara daha kolay yakalanabilen insanlar olduklarını belirtiyorlar. Konunun altındaki acı gerçek bu mu? Acaba, insanlarımız ot yiyen varlıklar haline bu amaçla mı dönüştürülmek isteniyor?
10 Şubat 2010 |
|
| Son Güncelleme ( Salı, 16 Şubat 2010 ) |
| Sonraki > |
|---|







