Köşe Yazıları
----------------------------------
Sponsorlarımız
Araştırma Enstitüleri
Lalahan Hayvancılık
Marmara Hayvancılık
Veteriner Kontrol
Tavukçuluk Araştırma
Arıcılık Araştırma
Hızlı Erişim
Yüzüncü Yıl Üniversitesi
Tarım ve Köyişleri Bak.
Van Tarım İl Müdürlüğü
Van Ticaret Borsası
Van Tic.ve San.Odası
Merk. Fin.ve İhl. Birimi
TAGEM
TEDGEM
TUGEM
Gazete VAN
DGD Bilgi Sorgulama
Ziyaretçi Sayısı

Google Pagerank Kontrol Modülü

www.vanzootekni.org.tr
.

     
Hayvancılık Dökümanlar

 

 

Küçükbaş Hayvan Yetiştirme

 

  Dünya'da ve Türkiye'de Süt Amaçlı Keçicilik
 Avrupa Birliği ve Türkiye'de Koyunculuk
 Küçükbaş Hayvan Karkaslarının Değerlendirilmesinde Kullanılan Subjektif ve Objektif Yöntemler

                                                                                                                                                                                   

 

Büyükbaş Hayvan Yetiştirme

 

 Süt Sığırcılığında Makineli Sağım Karakteristiklerinin Verime ve Meme Sağlığına Etkisi
 Sığırlarda Karkas ve Karkas Kalitesine Etkili Faktörler 
 Açık ve Yarı Açık Serbest Sistemde Sığır Besiciliği
 Sığır Besiciliğinde Karlılığı Etkileyen Etmenler ve Uygun Barınak Sistemleri
 Sığır Yetiştiriciliğinde Sağlık Koruma Önlemleri
 Damızlık Sığır Yetiştiricileri Merkez Birliği İşlevleri                                                                  

 

Kanatlı Hayvan Yetiştirme

 

 Yumurta Kalitesi
 Doğu Anadolu'da Modern Kaz Yetiştiriciliği Olanakları
 Kuluçka Aksaklıkları ve Giderilmesi
 Tavuklarda Sosyal Yaşantı ve Davranış
 Etlik Piliç Kesimhanelerinde Uygulanan İşlemler ve Karkas Kalitesine Etkisi
 Tavukçuluk Endüstrisinde Atıkların Değerlendirilmesi

 

Arı Yetiştirme

 

 Ana Arı Yetiştiriciliği
 Bal Arılarında Haberleşme
 Bitkisel Üretimde Arıcılığın Yeri ve Önemi
                                                                           

 

Büyükbaş ve Küçükbaş Hayvan Besleme

 

 Hayvansal Üretimde Çevresel Faktörlerin Verim Üzerindeki Etkileri
 Karlı Bir Hayvancılık İçin Silaj Vazgeçilmez Bir Yemdir
 Mikrop Deyip Geçmeyin! Bunlar Başka Mikrop
 Buğdaygil Yeşil Yemlerinde Bulunan Antibesinsel Faktörler
 Süt Sığırlarının Beslenmesi
 Korunmuş Protein ve Yağların Ruminant Beslemedeki Önemi 
 Yeşil Alandan Biçilen Çimlerin Farklı Şekillerde Yem Olarak Değerlendirilmesi
 Hindi Yetiştiriciliğinde Uygulanan Çeşitli Besleme Programları
 Ankara Tavşanlarında Besleme ile Yün Verimi Arasındaki İlişki

                                                                           

Genel Konular

 

 Hayvancılıkta Kullanılan Hormon ve Hormon Benzeri Maddelerin Etki Mekanizmaları ve İnsan Sağlığı Üzerne Etkileri
 Yerli Gen Kaynağı Olarak Van Kedileri
 Ruminantlarda Et Kalitesine Etkili Faktörler
 Ruminantlarda Et Kalitesini Belirlemede Kullanılan Yöntemler
 Karkas Değerlendirmenin Hayvancılık Açısından Önemi
 Türkiye Yerli Hayvan Gen Kaynaklarının Korunmasına İlişkin Çalışmalar

                                                                           



Hayvancılık Haber
Piyasa Fiyatları
Güncel Fiyatlar

Et (Karkas) :

 

Kuzu     16.48 kg/TL

 

Koyun    8.00 kg/TL

 

Dana     11.44 kg/TL

 

Kasaplık Hayvan :

 

İnek      3,36 -5,14 kg/TL

 

Düve     4.01- 5.25 kg/ TL

 

Dana     4,00 - 5,63 kg/TL

 

Tosun    4,25 -4,75 kg/TL

 

Koyun   4,32-4.50  kg/TL

 

Kuzu      4,30 -7,50 kg/TL

 

Keçi       5,20 kg/TL

 

Oğlak    3.30 kg/TL

 

Yumurta Fiyatları  :

 

Beyaz    0,157 adet/TL

 

Kahve.   0,167 adet/TL

 

Süt Fiyatları (kg/TL):

 

Çiğ süt       0,40 - 0,67 TL

 

Dayanıklı   1,55 - 1,99 TL

 

Pastorize   1,89 - 2,20 TL

 

Yem Fiyatları (kg/TL):

 

Süt yemi     0,50 - 0,62  TL

 

Yonca          0,30 - 0,50  TL

 

Mısır Silajı   0,08 - 0,20 TL

 

Buğ.sam.     0,20-0,50 TL 

 

Arpa Yem.  0,30 - 0,48 TL

 

Buğ. Yem.   0,29 - 0,48 TL

 

 

Kaynaklar :

 

-Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği

 

-Damızlık Sığır Yetiştiricileri Mer. Bir.

 

-Yumurta Üreticileri Merkez Birliği       

 


Fiyatlar her pazartesi

 güncellenmektedir.


Van Zootekni Derneği Details...


Üye girişi





Kayıp Parola?
Hesabınız yok mu? KAYIT OL
Oylama
Sayfamızı değerlendiriniz
 
Sitede Kimler Var?
Şuanda 14 misafir bağlı
Soru-Cevap Arşivi PDF Yazdır E-posta

 

SORU-CEVAP Bölümünde sizlerden gelen sorular ve cevapları arşiv bölümünde yayınlanacaktır. Böylece benzer sorular ve bilgilerden tüm kullanıcıların yararlanması mümkün olacaktır.

 

Soru

Sayın Alaaddin Özyurt,  

 

Ben Bahriye Karakas, yüksek lisans öğrencisiyim. Size müsadenizle bir soru daha yöneltmek istiyorum. Texel cinsi koyunda mastitise karşı direnç ile süt verimi arasında negatif korelasyon varsa, bizim seleksiyon kriterimiz ne olmalıdır? Ne yapılabilir? Nasıl bir ıslah önerisi getirilebilir?  Zaman ayırdığınız ve bilgi aktarımınız için teşekkürler, 

 

Saygılarımla,  

Bahriye Karakas

 

 

Cevap 

 

Sayın Bahriye Karakas;

 

Texel koyun ırkı etçi bir ırk olarak tanınmakla birlikte, diğer kültür ırklarında olduğu üzere olumsuz çevre koşullarına ve yetiştiricilik açısından, özellikle süt hayvancılığında büyük sorun olan mastitis gibi yetiştirme hastalıklarına karşı duyarlı (hassas, dirençsiz) olduğu bildirilmektedir. Bir başka yönü ile, sığırlarda olduğu gibi koyunlarda da bu hastalıklara ait kalıtım dereceleri çok küçük seviyelerdedir ve bu nedenle büyük oranda çevre faktörlerinin etkisi altında oldukları söylenebilir (h2 = 0.001- 0.08).

 

Süt hayvancılığında tüm dünyada uygulandığı üzere, klinik ve subklinik mastitisin göstergesi/işareti olarak sütte somatik hücre sayısı (somatic cell count/SCC), yetiştirme- ıslah programlarında dikkate alınan bir ölçüttür. Klinik mastitis ile SCC arasında yüksek düzeyde bir genetik korelasyonun varlığından söz edilebilir (0.3- 0.8). Koyunlarda SCC’nin ırk ve laktasyon sırası dahil farklı çevre koşullarına ve  farklı seleksiyon- ıslah seviyesindeki sürü ya da populasyonlara göre değişebildiği, bu nedenle yapılan çalışmalarda kalıtım derecesinin düşük düzeyde, ancak geniş bir varyasyon gösterdiği (0.04- 0.24) bildirilmektedir.

 

 

Yine literatürde, koyunlarda SCC ile verim arasında tek yönde genetik korelasyonun varlığı konusunda genel bir konsensusun olmadığı görülmektedir. Çünkü, bu konuda yapılan araştırmalarda farklı sonuçlar elde edilmektedir. Ancak elde edilen genetik korelasyonların ağırlıklı olarak düşük düzeyde ve negatif olduğu görülmektedir. (Not:Bu konuda, “Conington et al., 2005. Towards a better understanding of using breeding to control mastitis in sheep and cattle” ; “Conington et al., 2008. Breeding for resistance to mastitis in UK sheep a review economic apraisal” adlı çalışmalardan yararlanılabilir.)  

 

Bu durumun muhtemelen, üzerinde çalışılan sürü ya da populasyonun, söz konusu özellik(ler) bakımından farklı genetik ıslah seviyesinde ve farklı ayıklama entansitesine tabi tutulmuş olmalarından ileri geldiği düşünülebilir. Gerçekten benzer şekilde küçük kalıtım derecelerine sahip olan üreme ölçütlerinde olduğu gibi, optimal koşulların sağlandığı ve söz konusu özellikler yönünde süreklilik arzeden bir strateji ile yürütülen seleksiyona bağlı olarak, hem yüksek döl verimi, hem de yüksek süt verimine sahip bireylerin sayıca nisbi oranlarının artırılmış olduğu sürülerin varlığı bilinmektedir. Elbette ki bu yapıda olmayan populasyonlarla karşılaştırıldığında, söz konusu özelliklere ilişkin çeşitli parametrelerin, korelasyonların farklı değerlerde tahmin edilmesi beklenmelidir.

 

 

Yukarıdaki kısa açıklamaya bağlı olarak, Texel cinsi koyunda mastitise karşı direnç ile süt verimi arasında negatif korelasyon varsa, bizim seleksiyon kriterimiz ne olmalıdır? Ne yapılabilir? Nasıl bir ıslah önerisi getirilebilir? sorusuna verilebilecek yanıt şöyledir: 

 

Sözü edilen iki özellik arasında negatif korelasyonun varlığı, süt verimi arttıkça mastitise karşı direnç azalması (duyarlılığın artışı) şeklinde açıklanabilir. Buna göre birinci laktasyonda somatik hücre sayısı bakımından optimal sınırlar içinde olan ve aynı zamanda süt verimi yönü ile tatmin edici düzeyde bulunan bireylerin seçilerek, gelecek generasyonların ebeveyni olarak görevlendirilmeleri ve bu nitelikte olanların sürüde her generasyon sayılarının artırılması, izlenecek temel yol olmalıdır. Açıktır ki üreme etkinliğindeki üstünlüğüne bağlı olarak, bu özellikler yönünde koç testi (döl kontrolü) programlarından daha etkin bir şekilde yararlanmak da söz konusudur.  

 

Sürüde mevcut çevre koşullarında, sürü arkadaşlarına veya çağdaşlarına göre klinik ya da subklinik mastitisin birden

fazla  tespit edildiği bireyler ayıklamaya tabi tutulabilir. 

 

Memenin optimal ölçülerde ve uygun konformasyon özellikleri de mastitise direnç, ya da düşük SCC yönünde dolaylı

seleksiyon ölçütü olarak kullanılabilir. 

 

Ayrıca sürüde hijyen, asepsi ve antisepsi ilkelerini dikkate alarak, profilaksi ekseninde çevre koşullarının iyileştirilmesinin,genotipik iyileştirmeye paralel olarak yürütülmesi, izlenen bir diğer strateji olmalıdır.

 

Yard. Doç. Dr. Alaaddin ÖZYURT

YYÜ. Ziraat Fak. Zootekni Bölümü


Soru
Sayın Alaaddin Özyurt,

Türkiyede yapılan hayvan ıslahına dair genel bakışa dair akademik yayına rastlayamadım. Yapılan çalışmalara dair bildiklerinizi bizlerle paylaşırsabilir misiniz? Yani kullanılan methodlar- aşamalar-teknikler nelerdir?

Teşekkürler,
Bahriye Karakas
Cevap 
Sayın Bahriye KARAKAŞ;
Cumhuriyet dönemi’nde hayvan ıslahı ile ilgili Büyükbaşlarda izlenen politika ve ıslah çalışmaları ana hatlarıyla “Cumhuriyet’ten günümüze Türkiye sığır populasyonu ile ilgili ıslah çalışmaları ve izlenmesi gereken strateji” başlıklı makalede; ıslaha ilişkin yeni yaklaşımlar ise kısmen, “Süt sığırcılığında döl kontrolü (progeny testing) ve alternatif yeni tekniklerle karşılaştırılması” başlığı ile yine Van Zootekni Derneği ana sayfasında verilmiştir.
 Koyun ıslah çalışmaları ise ana hatları ile aşağıda verilmiştir: 
Cumhuriyet Dönemi’nde Küçükbaş hayvanlarla ilgili ıslah çalışmaları daha çok Üniversitelerce kamu hayvancılık kurumlarında yürütülmeye çalışılmıştır. Hemen her bölgede uygulamaya konulan Merinoslaştırma çabalarının yanında, daha sonraları ağırlıklı olarak İngiliz etçi ırkları başta olmak üzere, süt  verim yönlü kültür ırkları da ithal edilerek yerli ırklarla melezlemenin yapıldığı görülmektedir. Bu çalışmaların ana özelliği; öncelikle kamu kurumlarında olmak üzere, yerli ırklarların et, yapağı, süt ve döl verimlerini artırmaya yönelik olmasıdır. Sığırlardaki uygulamaya benzer şekilde, koyunlarda da basit çevirme melezlemesi uygulanmış, bu amaçla halk elindeki yerli ırklarlarla melezlemede kullanılmak üzere kültür ırkından koçlar tahsis edilmiştir.
Devletin uzun yıllar desteklediği ve adına merinoslaştırma denilen çalışmalarda, başlangıçta Batı bölgelerinde yetiştirmesi yapılan Kıvırcık koyunlarının Merinosa çevrilmesi şeklinde bir strateji izlenmiş, daha sonraları bölgede Kıvırcıkların sayıca azalmalarına bağlı olarak 1950’lerden sonra aynı düşünce Akkaraman ve Morkaramanlar için hakim kılınmıştır.
Suni tohumlamadan yararlanarak yürütülen Merinosa doğru çevirme melezlemesinde G1 düzeyinden itibaren ileri genotip sınıflarında kuzularda yaşama gücünün azalması, yapağıda ortaya çıkan lekelilik ve ağırlıkta azalma, yetiştiricilik açısından mevcut geleneksel sisteme ve koşullara uyumda ve döl tutmada yaşanan bir dizi aksaklığın ortaya çıkması, sözü edilen çalışmaların yetiştiriciler tarafından benimsenmemesine ve dolayısıyla sahada yansıma bulamamasına neden olmuştur.
1950’lere gelindiğinde, Merinoslaştırma çalışmalarından kamu kurumları dahil istenilen sonuçların alınamadığı görülmektedir. Düzgüneş (1973)’ün bildirdiğine göre; 1957’den itibaren üniversite olarak yaptıkları uyarılar sonunda, 1962 yılında çevirme melezlemesinde yer alan Merinos koçların kullanımı durdurulmuş ve programda melez genotipler içinde istenilen özelliklere sahip bireyler kullanılarak, uygun seleksiyon yöntemleri ile sürü kendi içinde yenilenmeye tabi tutulmuştur. Böylece Orta Anadolu’da Merinos melezlerinde hem sayı, hem de verim bakımından ilerlemeler sağlanmıştır. Bu dönemde başta Orta Anadolu’daki Devlet Üretme Çiftliklerinde (DÜÇ) Anadolu ve Malya gibi Merinos koyun tipleri elde edilmiştir. Bu yıllarda DÜÇ’lerin çoğunda (Altınova, Bala, Gökhöyük, Gözlü, Koçaş, Konuklar, Malya, Polatlı, Türkgeldi, Alpaslan, Ceylanpınar ve Iğdır) yerli koyunların yanında Merinos ve melezi yetiştiriciliği de yapılmaktadır.
Bu dönemde Alman et- yapağı Merinosunun dışında az miktarda Ile de France, Ost- Friz, Texel, Rambouillet gibi ırklardan da ithalat yapılmıştır. Bu ırklarla yerli ırklarımız arasında devlete ait Türkgeldi ve İnanlı çiftliklerinde Texel*Kıvırcık; Bandırma Merinos Çiftliğinde Karacabey Merinosu*Texel, Çifteler Harasında Dağlıç*Rambouillet ve Dağlıç*Ile de France melezlemeleri yürütülmüştür. Bu çalışmalar sonunda Dağlıçlara göre cüssenin daha büyük, et ve yapağı kalitesi iyileştirilmiş ve ince kuyruklu Ramliç koyun tipi elde edilmiştir.
Yerli koyun ırklarımızın ıslahında et- yapağı verimini hedefleyen ıslah çalışmalarının dışında, esas itibariyle süt ve döl verimini geliştirmek amacıyla ıslah çalışmaları da yapılmıştır. Bu yönlü çalışmaları iki kısımda incelemek mümkündür: İlki İvesi, Sakız, İmroz gibi süt verim yönlü yerli ırkların saf yetiştirme ve seleksiyonla ıslahı; ikincisi ise, hem yerli hem de kültür ırklarıyla yapılan melezlemelerdir. Bu anlamda yerli ırklarımızdan İvesi ile; yağlı kuyruklu Akkaraman, Morkaraman ve Dağlıç arasında melezlemeler yapılmıştır. Yine Sakız koçları kullanılarak Yerli koyunlarımızın süt ve döl verimlerini artırmaya yönelik çabalar vardır.
Süt ve döl verimini artırmaya yönelik melezleme çalışmalarının en önemlisi, Alman Ost Friz ırkının kullanıldığı ve 1969’da Prof. Dr. R. Sönmez önderliğinde Ege Üniversitesi Ziraat Fakültesi araştırıcıları tarafından o zamanki adı ile Tahirova Türk- Alman Çiftliğinde başlatılan melezleme çalışmalarıdır. Bu işletmede Alman Ost Friz*Kıvırcık kombinasyon melezlemesiyle elde edilen Tahirova Koyunu; daha sonraları Türkgeldi çiftliğinde Kıvırcıklarla melezlenerek Türkgeldi koyununun; daha güneyde Sakız gibi yerli ırklarla melezlemede kullanılarak Sönmez, Menemen gibi yeni koyun tiplerinin geliştirilmesinde rol almıştır.
Ost Friz ırkının yer aldığı diğer bir önemli çalışma, aynı araştırma grubu tarafından Acıpayam çiftliğinde yürütülmüştür. Bu çalışmada Dağlıç*İvesi melezi dişiler, Ost Friz*İvesi melez koçlara verilerek et ve süt verim yönlü, aynı zamanda halı tipi yapağı veren Acıpayam koyunu elde edilmiştir.
Türkiye’de koyun ıslah çalışmaları sonunda elde edilen tipler arasında Tahirova, Türkgeldi ve Acıpayam koyunlarının ayrı bir yeri ve önemi vardır. Onları diğerlerinden ayrı kılan temel özellik; “uygun çevre- uygun genotip” ekseninde önce araştırma, sonra uygulama prensibine bağlı olarak, doğal ve ekonomik koşulları ve yetiştirici taleplerini dikkate alması ve dolayısıyla yetiştirici tarafından benimsenerek sahada tutunma başarısını göstermesidir.
Koyun ıslah çalışmalarının içinde yerli ırkların saf yetiştirme ve seleksiyonu da önemli bir yer tutar. Sığırlarla mukayese edildiğinde, koyunlardan elde edilen ekonomik öneme sahip bazı kantitatif verimlerin kalıtım derecelerinin görece daha yüksek olması, genetik ıslah açısından, bu özellikler yönünde saf yetiştirme ve seleksiyon ile tatmin edici bir başarının sağlanabileceği anlamına gelmektedir. Nitekim hemen tamamen devlet kurumlarında olmak üzere, yerli ırkların saf yetiştirilmesi ile verimlerde önemli artışlar sağlanmıştır.
Günümüzde Orta Anadolu’da Ulaş Tarım İşletmesinde Kangal (Akkaraman), Güneydoğu’da Ceylanpınar Tarım İşletmesinde İvesi koyunlarının elit sürüler halinde çok iyi saf örnekleri vardır. (Özyurt, A. 2001. Cumhuriyet’ten Bugüne Koyun Islah Çalışmaları ve TİGEM’in Rolü. TİGEM Dergisi, 78: 12-18.)
1980’lerden sonra hız kazanan etçi ırklarla yapılan melezleme çalışmalarının devlet kurumları da dahil, sahada başarılı olmadığını söylemek mümkündür.
 Yard. Doç. Dr. Alaaddin ÖZYURT
(YYÜ. Ziraat Fak. Zootekni Bölümü)

Soru
Siyah-Alaca, Simental ve Esmer ırkı danaların besi kabiliyetleri ve karkas özellikleri hakkında bilgiler edinmek istiyorum. Karkas özelliklerine yaşın, verimin ve beslemenin etkileri nelerdir? Kemik, et ve yağ dokularının gelişimi nasıl seyreder?Kesim kilosu ve kesim yaşına göre karkas özellikleri nasıl değişir?

Teşekkürler. İyi çalışmalar.
Cihan DASTANBEK
Cevap

 

Sayın Cihan Daştanbek;

 

 

Türkiye sığır populasyonunun yaklaşık %70’inin kültür ırkı ve melezlerinden oluştuğu bilinmektedir. Bunların arasında süt verim yönü ön planda olan Siyah Alaca ilk sırada yer alırken, kombine verim yönlü ve geç gelişen ırklar arasında kabul edilen Esmer ve Simmental daha sonra gelir.  

 

Esas itibariyle yapılan bir çok çalışma göstermiştir ki, söz konusu ırkların besi kabiliyetleri ve karkas özellikleri etçi ırklardan çok geri değildir. Bu nedenle başta Esmer ve Simmental ırkı olmak üzere, genellikle derin bir göğüs geniş ve uzun bir gövde  ile geniş sırt, yine uzun ve geniş sağrının varlığı besi kabiliyeti açısından avantaj kabul edilirken, başın büyüklüğü, boyunun ve bacakların daha uzun olması, etçi ırklara göre olumsuz yönleri olarak belirtilmektedir.

 

Sığır besisinde, açıktır ki besi materyalinin ırkı, cinsiyeti, besi başlangıç yaşı ve canlı ağırlığı, besinin şekli ve kullanılan rasyonun özellikleri, besi kabiliyeti ve karkas kalitesini  önemli düzeyde etkileyen faktör/ değişkenlerin başında gelmektedir. Besi, en genel tanımı ile besi materyalinde canlı ağırlık kazandırmayı, daha açık bir ifade ile kar elde etmeyi amaçlayan bir faaliyettir. Bu nedenle yukarıda açıklanan etkenlerin dışında; sahip olunan doğal ve ekonomik koşullar, beside kazanılan günlük canlı ağırlık artışı, optimum besi sonu canlı ağırlık, karkas kalite ve kantitesi, özellikle yağlanma derecesi, kıymetli etlerin miktarı, pirzola kontrfile hakkında önemli bilgi veren bel uzunluğu ve arka dörtte bir  gibi bir dizi özellik, besinin ekonomisini/ başarısını doğrudan etkilemektedir.

 

 

YAŞ: günümüzde daha çok da Batı ülkelerinde olmak üzere, sığır besisi denilince büyüme periyodu içinde bulunan genç hayvanlar akla gelmektedir. Bu anlamda sığırlar için en uygun besi başlangıç yaşı 6- 8 aylık yaştır denebilir. Bu çağ, büyümenin en hızlı olduğu dönemdir, çünkü bu dönemde ön hipofizden salınan büyüme hormonunun miktarı oldukça yüksek düzeydedir. Büyüme dönemi içindeki genç hayvanlarda canlı ağırlık kazancının büyük bölümü kas, kıkırdak ve kemik dokusu şeklinde olurken, çok az miktarda oluşan yağ dokusu ise daha çok kas lifleri arasında şekillenmektedir. Nitekim, büyüme dönemindeki buzağılarda canlı ağırlık artışının %17’si yağ, %79’u kas şeklinde oluşurken, ergin sığırlardaki canlı ağırlık artışının hayvanın ırkı, ve yaşına göre değişmekle birlikte %37- 90’ı yağ şeklinde olmaktadır. Bu noktada, 1 birim kasın oluşturulması için 1.12 Kcal enerji gerekirken, aynı miktarda yağın oluşturulması için gereken enerjinin 7.52 Kcal olduğu düşünüldüğünde, genç hayvanlarla besiye başlamanın ne derece ekonomik olduğu anlaşılır. Bununla birlikte büyüme periyodu içindeki genç hayvanlarla besiye başlamanın diğer avantajları kısaca şunlardır:1- yem değerlendirme/ çevirme oranı daha yüksektir. 2- Alım bedelleri daha düşüktür, daha fazla sayıda materyalle besiye başlanabilir. 3- Olumsuz Pazar koşullarına daha dirençlidir. 4- Besi hayvanlarının buzağılık dönemlerinde geçirdikleri yetersiz bakım- besleme koşullarının etkisi genç hayvan besisinde en aza indirilebilmektedir. 5- Görece yönetim kolaylığı söz konusudur.

 

IRK : Ülkemizde sığır besiciliği için Karadeniz sahiline lokalize olmuş Jersey hariç, Esmer, Siyah Alaca, Simmental gibi kültür ırkları ile, bunların başta Doğu Anadolu Kırmızısı ve Yerli Kara olmak üzere yerli ırklarla melezlerinin uygun besi materyal olduğu söylenebilir. Gerçekten Türkiye’de sözü edilen ırkların ve melezlerinin entansif beside uygun olduklarını belirten çok sayıda araştırma yapılmıştır.  

 

CİNSİYET: Erkek sığırlar, hem kastre edilmiş erkek sığırlara hem de dişilere oranla daha hızlı canlı ağırlık artışı kazanırlar ve aynı zamanda daha yüksek yemden yararlanma kabiliyetine sahiptirler. Erkeklerin bu üstünlükleri testislerden salgılanan testestron hormonunun büyüme ve gelişmede etkin olması ile açıklanmaktadır. Kastrasyon daha çok besi hayvanlarının ileri yaşlarda kesime tabi tutulduğu ABD gibi ülkelerde uygulanmaktadır. Ergin hayvanların bakım ve denetimi, kesim ve nakillerinde kolaylık sağlaması ve hayvanları sakinleştirmesi bakımından başvurulan bu uygulama ile, karkasda özellikle ileri yaşlarda kesime tabi olmaları nedeniyle yağlanma düzeyinin arttığı söylenebilir.

 

BESLEME: Sığır besisinde mevcut koşulların varlığı ve tercih edilen besi stratejisine göre uygulamada farklılık söz konusudur. Örneğin besiye büyüme çağında bulunan genç erkek danalarla başlanacak ve entansif besi uygulanacaksa, kısaca beside şu hususlara dikkat edilmelidir:

 

Besi yeri, besi başlamadan dezenfekte edilmeli ve gerekli düzenlemer yapılmalıdır.

 

Besi öncesi hayvanlar karantinaya alınmalı iç- dış paraziter mucadelesi, uzun etkili antibiyotik ve ADE vitamin takviyesi mutlak yapılmalıdır.

 

Besi hayvanları canlı kilo ve yaşları dikkate alınarak homojen gruplar halinde ayrı bölmelere alınmalıdır. Entansif besiye geçmeden önce bu gruplara yaklaşık 2 haftalık bir süre ile kaba yem ağırlıklı, örneğin 1. hafta %30, 2. hafta %20 düzeyinde kaba yemden oluşan adaptasyon yemi uygulanmalıdır.

 

Beside hedeflenen besi sonu canlı ağırlık, günlük canlı ağırlık artışı ve besi süresine bağlı olarak, besinin başlangıcında, ortalarında ve sonunda ihtiyaç duyulan besin maddeleri doğru belirlenmelidir. Daha öncede belirtildiği üzere, başlangıçta genç hayvanların, büyüme döneminde oldukları için ihtiyaç duydukları rasyonda besin maddeleri oranı daha dardır (BMO: 1/5; 3000- 4000 Kcal ME/kg). Besinin ikinci yarısında açıktır ki BMO daha da genişletilmelidir (BMO: 1/6- 8).

 

Besi süresince hayvanlara özellikle sindirim fizyolojisindeki görevi nedeniyle ve aynı zamanda yoğun tüketilen kesif yeme bağlı olarak rumende oluşacak pH düzeyini azaltmak amacıyla günlük ortalama 1.5 kg kuru otun verilmesi gereklidir. Asidozisin önlenmesi amacıyla ve kontrollü olmak şartıyla rasyona % 1 düzeyinde sodium bikarbonat ilave edilebilir.

 

Besi süresince özellikle yeşil yem verilmediği için günlük vitamin A ve vitamin D (30000- 50000 IU), vitamin E (3000- 5000 IU) ihtiyaçları mutlak karşılanmalıdır. Mineral madde ihtiyaçları da Ca ve P; günde yaklaşık 20- 25 gr düzeyinde ve 1/1 oranında sağlanmalıdır. 

 

Besi hayvanlarının enerji ihtiyaçları doğal olarak hayvanların yaşı ve canlı ağırlıkları esas alınarak belirlenmektedir. Bu amaçla kullanılan yöntemlerden birisi de, Alman araştırıcı Kruger’in geliştirdiği, kolay ve pratik bir değer taşıyan basit formüldür. Söz konusu formül yardımı ile, besi hayvanlarının canlı ağırlıkları esas alınarak nişasta birimi cinsinden ihtiyaçları gerçeğe yakın olarak tahmin edilebilmektedir. Burada, enerji ihtiyacı nişasta birimi cinsinden, hayvanın canlı ağırlığının 1/100’üne besinin entansitesine bağlı olarak gram cinsinden 1200’e kadar bir değer ilave yapılmak suretiyle hesaplanmaktadır. Örneğin tatminkar bir yağ birikimi ile günde 900- 1000 gram canlı ağırlık artışının hedeflendiği orta entansif bir beside 200 kg canlı ağırlıktaki bir besi hayvanın EİNB = Ggr * 0.01 + 900 formulüne göre enerji ihtiyacı 2900 NB dir (15706 Kcal ME ). Aynı hayvanın besinin sonlarına doğru örneğin 480 kilo canlı ağırlıkta iken enerji ihtiyacı ise aynı formüle göre (ek değer = 1200) 6000NB (32496 Kcal ME ) dir. Besi hayvanlarında besi entansitesi yaşın ilerlemesi ile geriler, bu durum vucutta biriken yağ oranının artması ile ilgilidir. Daha önceden kısmen değinildiği üzere beside çeşitli yaş ve çağ grubundaki hayvanlarda et ve yağ birikimini aşağıdaki gibi göstermek mümkündür:

                                      %Yağ                     %Et

Buzağı                             17                           79

Dana                                37                           61

Ergin sığır                       90                           10            

 

Açıktır ki bu değişimde ırk, cins, cinsiyet değişkenlerinin yanında, rasyonun özellikleri ve hayvanın genotipi de doğrudan etkilidir. Diğer çevresel faktörlerin optimal düzeyde olması durumunda, besi entansitesi ne kadar yüksek olursa, genetik kapasiteye, genotipik değerin çizdiği seviyeye o kadar çabuk ulaşılır. Bu noktada çevresel faktörler ne derece iyileştirilirse iyileştirilsin, genotipin çizdiği genetik kapasitenin üzerine çıkılamayacağı bilinmelidir.

 

Besi başlangıç yaşının küçük olması karkas özelliklerini, yağlanma başta olmak üzere etkilemektedir (iç yağı, böbrek yağı dahil, daha az yağlanma söz konusudur). Bununla birlikte genç hayvanlarda bazı organların gelişmeleri daha önceden tamamlanarak, daha yüksek oranlara erişmesi mümkün olabilmektedir.

 

Karkasta genellikle 12 ve 13. kostalar arasında tespit edilen ve kalıtım derecesinin yüksekliği yanında, yağsız et miktarı ile yüksek bir korelasyona sahip olan bel gözü kesit alanına (musculus longissimus dorsi), adı geçen kültür ırkları ve melezleri arasında en yüksek değere Simmentaller sahiptir.

 

Besi başı canlı ağırlığının yüksek olması, bir diğer yönü ile büyüme dönemini tamamlamış daha yaşlı hayvanların besiye alınmaları, karkasta yağlanmanın yanında kemik oranının artmasına da neden olabilmektedir.

 

Türkiye’de yapılan 10’larca araştırmada optimum besi sonu canlı ağırlığının, kültür ırkları için 500 kg civarında olduğu bildirilmektedir. Yerli ırklarla melezlerinin de yakın bir performansa sahip olduğu söylenebilir. Yerli ırklarımızın, özellikle Doğu Anadolu Kırmızısı ve Yeri Karanın entansif beside 700- 900gr günlük canlı ağırlık artışına sahip ve et lezzetinin yüksek olduğu bilinmektedir. Doğu Anadolu Kırmızısında etin su tutma kabiliyeti iyi düzeydedir, bu nedenle pastırma sanayiinde aranan  aranan bir ettir.

 

Sonuç olarak şu söylenebilirki; beside ekonomik değer taşıyan tüm kantitatif özelliklerlerin yanında, gevreklik, renk, mermerleşme ve tad gibi bir dizi kalitatif değerler, besi materyalinin ırkı, yaşı, cinsiyeti, besi başı canlı ağırlığı, besi rasyonun özellikleri, besinin şekli, besinin süresi, besi sonu canlı ağırlığı, barındırma şekli gibi oldukça fazla sayıda faktörün etkisi altındadır.

 

Yrd. Doç. Dr. Alaaddin ÖZYURT


 

 

Soru
hocam 400 büyük başlık bir besi ahırı kurma düşüncemiz var.yem konusunda özellikle hayvan başına düşen günlük yem miktarları(arpa,buğday,mısır,silaj) gibi maddelerin ne kadar verileceğini tam tayin edemediğimizden kaç dönüm ekilir araziye ihtiyacımız olduğunu kestiremiyoruz.bu konuda mailinizi ve bilgilerinizi bekliyorum.teşekkür ederim.
Cevap

Sayın Koray;

 

Soruda, kurulması düşünülen 400 başlık işletmenin faaliyet yönü (süt sığırcılığı, besi sığırcılığı ya da her ikisinin birlikte yürütülmesi) tam olarak belirtilmemiş olmasının yanında, özellikle soru, işletmede ihtiyaç duyulan kaba ve kesif yemlerin miktarı ve bu amaçla ne kadar araziye gerek duyulacağı konusunda odaklanmıştır.

 

Açıktır ki, soruya tatmin edici bir cevabın verilebilmesi için, işletmenin kurulması düşünülen bölgenin doğal ve ekonomik koşulları, sulama olanakları vb bir dizi hususun bilinmesi gerekmektedir. Bununla birlikte aşağıda faydalı olabileceği düşünülen konulara yer verilmiştir:

 

1-      Kurulacak Büyükbaş hayvancılık işletmesinin faaliyet yönü ne olursa olsun, özellikle kaba yem ihtiyacı işletme tarafından karşılanmalıdır. Bu amaçla sulama imkanının olduğu yerlerde yonca ziraatine yer verilmelidir. Örneğin Orta Anadolu ya da geçit bölgelerinde yılda 4-5 biçim yapılarak dekardan yaklaşık 800- 1000 kg kuru yonca otu elde edilebilir. Kuru şartlarda ise bu bir biçime düşer ve dekardan elde edilen kuru yonca otu yaklaşık 250 kg civarındadır. Kuru şartlarda, kuru ot istihsalinde bir diğer seçenek yılda bir biçimi yapılan korunga yem bitkisi ziraatidir. Toprak ve iklim verilerine göre değişmekle birlikte yine Orta Anadolu’da dekardan yaklaşık 300 kg korunga kuru otu kaldırılabilir.

 

2-      Eğer süt sığırcılığı düşünülüyor ve soruda belirtilen 400 rakamı ana kadroyu ifade ediyorsa, işletmenin oldukça kapasiteli ve o ölçüde ihtiyaçlarının yüksek olacağını söylemek mümkündür. Bu durumda sulu kaba yemlerden silajın özellikle mısır silajının, kuru otda olduğu gibi işletmede elde edilmesinde faaliyetin ekonomisi açısından zorunluluk vardır. Sulu şartlarda yine yaklaşık dekara 5 ton istihsal edileceği ve 6 aylık yaşın üzerindeki genç hayvanlara ve gebeliğin son dönemine girmemiş olanlara daha sınırlı olmak üzere, inek başına pratik olarak 4-5 Ton/yıl üzerinden yaklaşık 1 dekar sulu saha düşünülmelidir. Burada süt sığırcılığının yanında mutlaka Büyükbaş besi sığırcılığına da yer vermenin daha doğru olacağı söylenebilir.

 

3-      Bulunulan bölgenin çayır- mera, otlak alanlarının varlığı, kalitesi ve mera mevsiminin uzunluğu, elbette ki söz konusu ihtiyaçları kısıtlayan/ sınırlandıran bir husustur. Örnek olarak Orta Anadolu’nun zayıf- orta kalitede mera- otlak alanlarında yaklaşık 3 ay boyunca, süt emen buzağılar hariç her yaş ve çağ grubundan hayvanlar 6-8 saat yayıldıklarında yaşama payı ihtiyaçlarını karşılayabilirler. Mera şartlarının iyi olması durumunda ise, dinlendirerek gece de yayılabilir ve yaklaşık 30– 35 kg yeşil çayır- mera yemi otlayabilirler ki, bu da süt ineklerinin yaşama payının dışında 5- 10 kg süte karşılık ihtiyaçlarının karşılanması demektir. Aynı durum besi hayvanları içinde geçerlidir ve orta-iyi nitelikteki meralarda günlük rahatlıkla 650 -700 gr ve üzerinde canlı ağırlık artışı sağlayabilirler. Ayrıca şeker sanayii ve yemeklik yağ üreten fabrikalara yakınlık, bir başka ifade ile yaş ya da kuru pancar posası ve yağlı tohum küspelerini daha ucuza elde etmek, işletmenin ihtiyaç duyacağı kaba ve kesif yem ham maddelerinin (enerji kapsamlı dane yemler) miktarını, dolayısıyla ihtiyaç duyulan arazi miktarını etkileyecektir.

  

4-      Süt sığırcılığı kültür ırkları ile yürütüldüğünde, işletmelerin içinde bulundukları doğal şartlara ve özellikle meradan yararlanmayı hedefleyen yarı entansif yetiştirme şekline bağlı olarak ırk seçimi isabetli olmalıdır. Sahil kuşağı ve ılıman iklimin hakim olduğu ovalık yerlerin dışında, Doğu Anadolu Bölgesinde olduğu gibi iklimi sert, rakımı yüksek, engebeli arazilerde özellikle meme ve ayak- tırnak yapısının zayıf olması nedeniyle Siyah- Alaca gibi ırklara yer verilmemelidir. Böyle koşullara Esmer ırkın, çok daha uzun yıllardır bölgede bulunduğu ve bu nedenle daha dayanıklı olduğu söylenebilir.

 

5-      Süt ya da besi sığırcılığı faaliyeti yürüten işletmelerin kesif yem ihtiyacının, hiç olmazsa yarısını işletmenin kendi koşullarında elde edilmesi, faaliyetin karlılığını önemli derecede etkileyecektir. Değişik yaş ve çağ grubunda bulunan hayvanların besin maddeleri ihtiyacı farklı farklıdır. Süt sığırcılığında pratik olarak inek başına (kültür ırklarında) karma kesif yem ihtiyacının 1.5- 2 Ton/ yıl olduğu söylenebilir. Bu durumda kesif yemi oluşturan enerji kapsamlı yemlerden yemlik arpa ve yemlik buğdayın işletmeden temin edilmesi ekonomik başarı için oldukça önemlidir. Bu amaçla inek başına hiç olmazsa ana kadroyu teşkil eden ergin sığırlar için hayvan başına kuru şartlarda yaklaşık 2-3 dekar arazinin varlığı yem giderlerini önemli ölçüde azaltacaktır.  

  

6-      Yukarıdaki varsayım ve yaklaşımların ışığında eğer 400 baş ineğin bulunduğu ve işletmeden elde edilen erkek danaların da besiye alındığı bir faaliyet yürütülecekse, bu durumda gelecek yıllarda işletmenin değişik yaş ve çağ grubundan ortalama hayvan varlığı ve kompozisyonu muhtemelen aşağıdaki şekilde olacaktır. Açıktır ki işletmenin kaba ve kesif yem ihtiyaçları bu varlığa bağlı olarak değişecektir.

 

İnek : 400 baş   

            Düve :  70 baş (12- 18 Aylık)

            Düve :  70 baş (18- 24 Aylık)

            Dişi dana : 80 baş

            Dişi buzağı 90 baş

            Erkek buzağı 90 baş

            Besi hayvanları 150 baş (tosun ve erkek dana çağında)

 

7-      Yukarıda varsayılan kompozisyon ve kabullerin yanında, ortalama olarak inek başına, fizyolojik dönemleri de dikkate alınarak, 280-300 gün kuru ot 4-5 kg/gün, silaj 280- 300 gün 20 kg/gün, karma kesif yem 5 kg/gün olarak hesaplanabilir. Diğer yaş ve çağ gruplarının mera mevsimi dışında ihtiyaçları sırası ile şu şekilde tespit edilebilir: Danalar için 250-280 gün, 3 kg/gün kuru ot, 5 kg/gün silaj ve 1.5 kg/gün karma kesif yem.  Düvelerde ise, aynı değerler sırasıyla 250- 280 gün, 4 kg/gün kuru ot, 10 kg/gün silaj ve 2 kg/ karma kesif yem. Buzağılarda doğumların yılın her mevsimine eşit dağıldığı kabul edilerek 180 gün süre ile, içirilen sütün dışında, ortalama 1.5 kg/gün kuru ot, 1.5 kg/gün kesif yem  tüketebilecekleri kabul edilebilir.

 

8-      Sonuçta, daha önceden belirtildiği üzere, işletmenin toplam kesif yem ihtiyacının %60- 65’ ini oluşturan enerji kapsamlı yemlerden başta yemlik arpa ve buğdayın işletme koşullarında elde edilebilmesi için, kuru ya da sulu şartlarda ihtiyaç duyulan arazi miktarı belirlenebilmektedir.

 

9-       Eğer kurulacak işletmede yalnızca sığır besisi faaliyeti yürütülecekse, benzer bakış açısı burada da geçerlidir. İşletmenin bu amaçla kaba ve kesif yem ihtiyaçları ile yine ihtiyaç duyduğu arazi miktarının sağlıklı belirlenebilmesi için, yapılacak besi faaliyetinin şekli ve özellikleri belli olmalıdır. Bu sayıda (400 baş) benzer ırk, yaş ve çağ grubunda, bir diğer ifadeyle besi başlangıç ağırlığı birbirine yakın olan besi materyalinin temini oldukça güçtür. Bu nedenle besi başlangıç canlı ağırlığı, hedeflenen günlük canlı ağırlık artışı ve kesim ağırlığı, besi süresi, kullanılacak besi yemi vb tercihler işletmenin bir dönem ya da yılda ihtiyaç duyacağı kaba ve kesif yem miktarını, dolayısı ile yem bitkileri ziraatının yapılacağı alanı doğrudan etkilemektedir. Bu konuda sitemizde yer alan bir önceki soruya verilen cevaptan sınırlı da olsa yararlanılabilir.

  

10-  Bir örnek vermek gerekirse, besi başlangıç ağırlığı yaklaşık 200 kg olan 10- 12 aylık yaştaki Siyah Alaca erkek danaların oluşturduğu grubun, entansif beside 1.2 kg günlük ağırlık artışı kazanacağı hedeflendiğinde, bu gruptaki hayvanların günlük olarak 5 kg kuru madde tüketmeleri ve yaklaşık 16000 kilo kalori metabolik enerji (kcalME) ya da 2954 nişasta birimi (NB) ve 550 gram sindirilebilir ham protein (SHP)’ e ihtiyaç duyulur. Bu da, 1.7 kg kuru yonca otuna, 3.3 kg yemlik arpa ve 0.7 kg pamuk tohumu küspesine (PTK) karşılık gelir. Eğer aynı hedeflerin geçerli olduğu ve besi hayvanlarının oluşturduğu grup ortalaması 400 kg ise, söz konusu ihtiyaçlar kuru maddede 10 kg, enerjide 26800 kcalME/ 4950 NB ve proteinde 650 gr SHP olmaktadır. Belirtilen enerji ve protein miktarının yaklaşık 2- 2.5 kg kuru yonca otu, 6- 6.5 kg yemlik arpa ve 0.8- 0.9 kg PTK karşılanabilmektedir.

     

           Sonuç olarak, yalnızca besi faaliyeti düşünüldüğünde dönemsel ya da yıllık ihtiyaçların belirlenmesinde, faaliyetin hedefleri ve özellikleri, doğal ve ekonomik koşulların belirleyici olduğunu söylemek mümkündür. İçinde belirli bir bekletme periyodu bulunan, ya da silaj veya şeker pancarı posasına dayalı besi faaliyetlerinde, açıktır ki işletmenin istihsal edeceği  kaba ve kesif yem miktarı ile gerekli olan arazi miktarı önemli oranda değişecektir.

 

Yard. Doç. Dr. Alaaddin ÖZYURT

 (YYÜ. Zir. Fak. Zootekni Bölümü)

  

Soru 
Süt sığırcılığı isletmemizde bazi ineklerde yavru atma vakkasi gorulmektedir.kurudaki hayvan 7.ayinda yavru attiginda bu hayvanla ilgili nasil bir yol izlenmeli hayvan sagima alinip sonraki kizginlikta tohumlanmalimi yada kurutulup satilmalimi ?
Nihat KÖKER

 

Cevap
Sayın Nihat Köker;
İşletmede hayvan varlığı ve ineklerde ne oranda yavru atma olgularıyla karşılaşıldığı belirtilmemekle birlikte, birden fazla yavru atma olayının gerçekleştiği anlaşılmaktadır.
“Kuruda 7. ayında yavru attığında bu hayvanla ilgili nasıl bir yol izlenmelidir” şeklindeki soruda, muhtemelen yavru atmanın (sıkıt/abort) gebeliğin 7. ayında gerçekleştiği kastedilmektedir, ki bu durum sığırlarda bulaşık yavru atma olgularının (brucellosis) gebeliğin son döneminde, bir başka ifade ile gebeliğin 6- 8 aylarında yoğunlaşmasıyla paralellik göstermekle birlikte, daha erken dönemlerde de görülebileceği hatırdan çıkarılmamalıdır. Sürüde özellikle belirtilen dönemlerde yavru atma vakalarındaki artış ve kısırlığın normal sınırların üzerinde ortaya çıkması, brusella hastalığından şüphelenmeyi gerektirirse de (ki brusella hastalığının en önemli klinik bulgusu yavru atmadır), yavru atmanın chlamydia, trichomonas, c. fetus (vibriosis) enfeksiyonları ya da küflü, bozuk yemler, gıda zehirlenmeleri gibi çeşitli etkenlerin sonucu şekillenebildiği unutulmamalıdır.   
Brusellosis (bruselloz), insanlara da bulaşan zoonotik karakterde ve ihbarı mecburi bulaşıcı salgın hastalıklar grubunda yer almaktadır. 03/04/2009 Tarih ve 27189 Sayılı Resmi Gazetede yaınlanan “Bruselloz ile Mücadele Yönetmeliği”ne göre Büyükbaş ve Küçükbaş hayvanlarda brusella hastalığının çıkması ya da bu hastalıktan şüphe edilmesi durumunda, derhal yetkili birimlerin haberdar edilmesi zorunludur (Md: 5/a)
Yine yönetmeliğin aynı maddesine (Md: 5/b) göre brusellozun tedavi yoluna gidilmemesi istenmektedir. Bu nedenle hastalığın görülmesi ya da belirtildiği gibi hastalıktan şüphelenilmesi durumunda zaman geçirmeden bulunulan bölge/yöre olanaklarına göre başta muhtarlık, hatta jandarma gibi kamu hizmeti veren kuruluşlar olmak üzere, tüm özel olanaklar kullanılarak ilgili/yetkili birim (il, ilçe tarım teşkilatları, bakanlık) haberdar edilmelidir.
Brusella hastalığı yer yüzünde özellikle entansif yetiştirmenin hakim olduğu her ülkede görülebilmektedir. Zoonoz olması, hızlı yayılması, yavru ve süt verimini olumuz etkilemesi ciddi ekonomik kayıplara neden olmaktadır. Yavru atmadan başka önemli bir belirti vermemesi nedeniyle brusellozlu hayvanlar sürüde uzun aylar boyunca sütleriyle hastalık etkenini yayan bir taşıyıcı durumundadırlar. Açıktır ki yavru atan inekler atık yavru, fetal membran (yavru zarları/eş/son/etene/plasenta) genital/uterus akıntılar, kolostrum (ağuz sütü) ve sütleri ile brusella mikroplarını aylarca yayabilmektedirler. Yapılan çalışmalarda hastalık etkeninin uterus mukozası içinde 7- 15 ay kadar canlı kaldığı, bir diğer ifadeyle hastalık yapma yeteniğinde olduğu tespit edilmiştir. Bulaşma çoğunlukla sindirim yolu, vucutta bulunan yara, çatlak, lezyon gibi portantrelerin yanında meme ve göz konjonktevası, orşitisli, testisleri iltihaplı boğaların aşımda kullanılması ya da hastalık etkenini taşıyan spermaların kullanılması yolu ile olmaktadır.  
Brusella mikrobu başta gebe uterus ve fötal membranlar olmak üzere, memeler, lenf düğümleri, testisler gibi üreme organlarına ve seyrek olarak da eklem ve tendo kılıflarına özel bir affinite (eğilim, buralarda yerleşme ve üreyerek enfeksiyon oluşturma) gösterir.
Brusellozlu ineklerde abortus sonucu genellikle retantio secundinarum (eş/son/etenenin atılamaması) şekillenir ve uterusta putrefakasiyon ve piyojenik (çürütücü- kokuşma ve iltihap oluşturan) bakterilerin etkisiyle ortaya çıkan sekonder enfeksiyonlar sonucu inekte septisemi gelişebilmektedir. 
Yukarıda açıklanan kısa bilgi ışığında hastalıktan korunma ve hastalığın çıkması ya da şüphe edilmesi durumunda izlenecek yol, yine kısa olarak aşağıda sunulmuştur.
Sıkıt yapan inekler derhal izole edilmeli ayrı bir yere alınmalıdır. Ölü yavru, fetal membranlar, genital akıntı ve döküntüler, bulaştıkları yataklık malzeme, gübre, toprak sıyrılarak ayrı bir yere götürülüp imha edilmelidir (dezenfektanlarla muamele edilip gömülebilir ya da yakılmalıdır.)
Bazı durumlarda yavru atma gebeliğin sonlarına doğru ortaya çıkabilir, bu durumda ineğin meme dokusu gelişme kaydettiği için laktasyon başlayabilir. Bu durumda brusellozlu ineklerin kolostrumu buzağılara içirilmemelidir, aynı dönemde ya da ağuz sütü mevcut yeni doğum yapmış ineklerin sütlerinden yararlanılmalıdır. Eğer sürüde aynı dönemde birden fazla doğum yapmış inek sözkonusu ise yaşlı ineklerin kolostrumu tercih edilmelidir. Prenatal (doğum öncesi) ya da postnatal (doğum sonrası) dönemde infekte olmuş buzağılar, hastalıktan ari ineklerin ağuz ve normal sütleri ile beslenirlerse bruselladan kurtulma şansları vardır.
Sürüde hastalığın bulaşmaması/yayılmaması (hem hayvanlara hem de çalışanlara) için özellikle buzağılık- doğumhanede buzağı bakım besleme, doğum öncesi, doğum esnasında ve doğum sonrasında ve sağım hijyeni, asepsi ve antisepsi ilkelerine titizlikle uyulmalıdır. 
Dışarıdan alınan hayvanların mutlak surette bilinen bir işletmeye ait, hastalıktan ari sürülere ait olduğu ve başta brusella, tüberküloz, şap, şarbon, yanıkara gibi önemli ihbarı mecburi olan bulaşıcı hastalıklara karşı koruyucu aşılama, test ve muayenelerinin yapıldığı belgelenmiş olmalıdır. Yeni getirilen hayvanlar belirli bir süre karantinaya alınıp kontrol edildikten sonra sürüye katılmalıdır.
Sığırlarda bulaşık yavru atma hastalığına karşı koruma esas itibariyle koruyucu aşılama, test ve muayeneler yolu ile olmaktadır. Bu amaçla 4- 8 aylık yaş grubunda yer alan dişi danalar (en uygun yaş 6.ay) Brucella S- 19 canlı aşı ile mutlaka aşılanmalıdır. Bu aşı ile yaklaşık 4- 5. gebeliğe kadar bruselloza karşı korunmuş olmakla birlikte, söz konusu dişilerden  yaklaşık 30 aylık yaşlarını tamamladıktan sonra,diğer ineklerle birlikte  brusellosis yönünde her yıl, yılda bir kez olmak üzere serolojik test amacıyla kan alınmalıdır. Aynı şekilde sürüde damızlıkta kullanılacak ergin erkeklerin de brusella yönünde serolojik testleri yapılmalıdır.
Sonuç olarak şu söylenebilir ki; brusella tespit edilen, ya da şüphelenilen durumlarda yetkili kurum haberdar edilmelidir. 03/04/2009 Tarih ve 27189 Sayılı Resmi Gazetede yayınlanan “Bruselloz ile Mücadele Yönetmeliği”ne göre yetkili kurum zaman geçirmeden ihbarın yapıldığı işletmeye gelerek resmi inceleme başlatmak, aşağıda tam metni verildiği üzere gerekli önlemleri almak zorundadır. Yetkili kurumun işletmeye gelmeden önce hasta hayvan sürüden uzaklaştırılmalı ve yukarıda açıklandığı üzere koruma tedbirleri alınmalıdır.İnek laktasyona girmiş ise ağuzu ve sütü tüketilmeden çeşitli dezenfektanlarla muamele edilerek imha edilmelidir.
Brusellalı hayvanların damızlık olarak bir başka yetiştiriciye satılması etik açıdan doğru değildir.
Konu ile ilgili daha geniş bilgi sahibi olmak amacıyla söz konusu yönetmeliğin sığırlarla ilgili diğer maddelerinin gözden geçirilmesi yararlı olacaktır.
             “MADDE 9 – (1) Bir sürüde bruselloz taşıdığından şüphe edilen hayvanların bulunması durumunda, yetkili birim tarafından hastalığın varlığı ya da bulunmadığının tespiti amacıyla en kısa zamanda resmi incelemeler başlatılır. İncelemelerin sonuçları alınana kadar geçen süre içinde yetkili birimler aşağıdaki hususları yerine getirir.
             a)  Sığır sürüsü resmi gözetim altında bulundurulur.
             b) Bu sürüye hayvan giriş ve çıkışı yasaklanır, yalnızca yetkili birimin izni ile gecikmeksizin kesime sevk edilecek hayvanların hareketlerine izin verilir. Çiftlikte kastre edilmiş hayvanların kesime sevk edilmek üzere besi sürüsüne alınması şartı ile şüpheli hayvanların izole edilmesi sonrası, çiftlikte bulundurulmasına yetkili birim izin verebilir.
             c) Sürüdeki şüpheli sığırlar izole edilir.
             (2) Birinci fıkrada belirtilen hususlar, söz konusu sürü ve işletmede brusellozun varlığı ya da varlığından şüphe edilmesi durumunun ortadan kalktığının resmi olarak açıklanmasına kadar kaldırılmaz.
             (3) Bruselloz bir sürüde resmi olarak tespit edildiğinde, yetkili birim hastalığın yayılmasını önlemek için gerekli önlemleri alır ve özellikle aşağıda belirtilen hususları sağlar;
             a) Resmi veteriner hekim hastalık çıkan yerde gerekli muayeneyi yapar ve laboratuvar raporuna istinaden hastalık çıkış raporunu düzenler. Hayvan sağlık zabıtası komisyonu hastalık çıkış kararı alır ve ilan eder.
             b) Yetkili birim tarafından kesime sevk için izin verilmesi dışında, söz konusu sığır sürüsüne hayvan giriş ve çıkışı yasaklanır. Kastre edilmiş sığırların çiftlikteki hareketleri için sürüdeki enfekte hayvanların ve yetkili birim tarafından enfekte olduğu kabul edilen sığırların izolasyonu ve kesim öncesi işaretlenmesi sonrası, kastre edilmiş olan hayvanların mezbahaya sevki öncesi besi sürülerine alınmasına yetkili birim izin verebilir.
             c) Bruselloz hastalığına yakalandığı resmi olarak tespit edilen hayvanlar ile bunlar tarafından enfekte edilmiş olma ihtimali bulunan hayvanlar sürü içinde izole edilir.
             ç) Bruselloz hastalığına yakalandığı resmi olarak tespit edilen hayvanlar kesimlerine kadar izole edilir ve işaretlenir.
             d) Enfekte ineklerin sütleri, uygun ısıl işlemlerinden geçirildikten sonra aynı çiftlikteki hayvanların beslenmesinde kullanılabilir.
             e) Enfekte bir sürüdeki ineklerden elde edilen sütler, uygun ısıl işlemden geçirilmek amacı dışında süt işleme tesislerine nakledilemez, çiğ süt olarak satışa sunulamaz.
             f) Muayene için alıkonulması dışında, fötuslar, doğum sonrası brusellozdan ölmüş olan yeni doğan buzağılar veya plasentalar derhal imha edilir.
             g) Enfekte inek ve buzağılarla veya plasentalar ile temas etmiş olan saman, çöp veya diğer maddeler, yakılır ya da dezenfekte edildikten sonra gömülerek derhal imha edilir.
             ğ) Ahırlardan ya da hayvanlar tarafından kullanılan diğer bölmelerden çıkan gübre, çiftlik hayvanlarının kesinlikle ulaşamayacağı bir yerde tutulur, uygun bir dezenfektanla muamele edilir ve en az üç hafta süre ile bekletilir. Bu gübrenin enfekte olmayan gübre ya da toprak ile örtülmesi durumunda dezenfektan kullanılmayabilir. Eğer gübre ile aynı anda toplanmıyorsa, enfekte hayvanların kullandığı bölmelerden çıkan sıvı atıklar dezenfekte edilir.
             h) Enfekte sürüden karantinanın kaldırılması için, sürüden enfekte hayvanlar ayrıldıktan en az otuz gün sonra birinci test, birinci testten otuz–altmış gün sonra ikinci test yapılır. Son iki testte tüm sürü negatif sonuç verdiğinde, ikinci testten altı ay sonra üçüncü test yapılır. Bu son testte de sürünün tamamı negatif sonuç verdiğinde karantina kaldırılır. Herhangi bir testte pozitif hayvan tespit edildiğinde test periyodu yeniden başlatılır.
             ı) Serolojik olarak pozitif bulunmuş  Brusellalı sığırlar tazminatlı olarak kesime sevk edilirler. Kesimi gerçekleştirilen sığırların etleri hakkında, ilgili mevzuata göre işlem yapılır. Enfekte sığırların hayvan yemi olarak kullanılması planlanan karkasları, yarım karkasları, kol ya da butları, parçaları ve sakatatı kontaminasyona yol açmayacak şekilde işleme tabi tutulurlar. İmha edilecek karkasların, imha edildiği tesislerin resmi kontrolü yapılır ve brusellozun yayılmasını önleyecek önlemler alınır.”
Yard. Doç. Dr. Alaaddin ÖZYURT
YYÜ. Ziraat Fakültesi Zootekni Bölümü

 

Son Güncelleme ( Cuma, 05 Mart 2010 )
 
< Önceki   Sonraki >